• 1912 Karşıyaka Derneği

Anılar

ESKİ KARŞIYAKA ve KARŞIYAKA LİSESİ ANILARI

https://photos.app.goo.gl/SSm4Cop5F67Wfm1HA

 

Karlis Grup yazışmalarda anlatılan geçmişte kalan, yaşadığımız eski Karşıyaka ve Lise, okul anılarını bir araya topladık.

MAJESTİK – SAMANYOLU - ASPAVA

 

DEĞERLİ DOSTLAR

KARŞIYAKA SAHİLDE MELEK SİNEMASINDAN SONRA MAJESTİK BİLARDO SALONU VARDI.

MAJESTİK DAHA SONRA ARABACILAR SOKAGINA TAŞINDI VE YERİNE SAMANYOLU

PASTANESİ AÇILDI.  SAMANYOLUNUN İYİ İŞ YAPMASINDAN SONRA BİRAZ İLERİDE

KARŞIYAKALI NIN KARŞISINDA ASPAVA VARDI.

HATIRLAYAN VARMI ????

BU VESİLE İLE İYİ BAYRAMLAR

SEVGİ VE SAYGILARIMLA,

ERTUĞRUL M. HASIRCIOĞLU

01.10.2008

 

 

Majestik Bilardo salonu bir zamanlar, Karşıyaka gençlerinin vazgeçemediği (özellikle bilardo severlerin) bir yerdi..

Ancak, sözünü  ettiğin SAMANYOLU Pasta-Kokteyl salonu onun yerinde değil, sahilde daha  sonra ETİBANK şubesi olan yerdi.

Sanırım Majestik sokak içinde hemen  bitişik binada idi..Yanılıyor muyum? 

Samanyolu Kokteyl salonu, o günler  için Karşıyaka'da bir yenilikti.

Kendi adıma söyleyebileceğim anılar  bir hayli fazla... O günlere yönelik...

68'lerde gündüz çalışıp, gece  üniversiteye gidiyordum...

Gece okul'dan sonra Pasaport'tan kalkan  22.oo vapuru ile Karşıyaka'ya gelir, eve gitmeden önce durağımız, 

ya  SAHİL Restoranda bir-iki kadeh rakı veya Samanyolu'da bizim için yeni  olan değişik kokteyller atmak olurdu..

(Bütün bunlar, eğer boykot-işgal veya bunlara karar vereceğimiz forumlar yada o günlerde ABD 6.Filosu  İzmir'de değil ise olabilirdi) 

ASPAVA ise daha sonra açılan bir  yerdi..Bizlere yetişmedi...çünkü yaşam kavgamız başlamıştı..

(Evlilik  vs. gibi) Sevgiler...

Recai ACAR-1968  01.10.2008

 

   

 

BİR ŞARKISIN SEN,ÖMÜR BOYU SÜRECEK

 Majestik ve aspava hakkında fazla bir şey yazamıyacağım ama , samanyolu ile ilgili ilginç bir hatıra aktaracağım.

Yıl 70 veya  71 eski etibank şimdiki TEB in yerinde o zamanlara göre oldukça ilgi çekici samanyolu pastanesi açılmıştı,ancak ömrü uzun sürmedi.

O yıllar bizim kuşak gençlik yokluklardan dolayı biraz özenti içindeydi, Samanyolu'na gitmek bir ayrıcalıktı, hele yeni yıla orada girmek her babayiğidin harcı değildi,bu babayiğitlerde ;Olcay, Cem, Şeyda gibi  entel takılan müzik ve karşı cins bilgilerinin bizden fazla olduğunu iddia eden arkadaşlardı, örneğin Olcay  hey dergisinde liste başı olacak şarkıları bir hafta önceden bilirdi, bir tanesini çok iyi hatırlıyorum,shocking blue'nin Venüs'ünü bilmişti.

Şeyda'da 71 yılına samanyolunda girdiğini sınıfta ağız dolusu anlatırdı,biz ise o yıllarda evde tombalada birinci çinko veya fırdöndüde hepsini al peşinde idik.

Gelelim o anlatacağım hoş hatıraya;

O yıllar 40 yaşını doldurmadan bizim liseye hoca olmak mümkün değildi, nasıl olduysa 20-22 yaşlarında Ege adında çok seksapelli bir bayan öğretmen lisemize gelmişti, o zaman insanların çok giysisi olmadığı için ege hanımın giysisini bile dün gibi hatırlıyorum,oldukça mini ,yırtmaçlı  bir açık kahverengi süet etek,önünde dantelli  fırfırı olan üstten 2 düğmesi açık dekolte beyaz bir gömlek (burada serdar'a ipucu verdim,artık birşeyler düşünür canlandırma için).

Genç hocamız Ege bir gün sevgilisi ile gittiği samanyolu pastenesinde bizim arkadaşlar tarafından görülmüş,bunu gören arkadaşlarda hemen bir muziplik düşünmüşler, Ege hanımı okulda her gördükleri  yerde hemen samanyolu şarkısını söylemeye başlıyorlardı. 

Bir iki derken Ege hanım çok rahatsız olunca hemen müdür baş yardımcımız Vassaf beye gidip şikayette bulunmuş.

Vassaf hoca da yanına Ege hanımı alıp önce bizim sınıfa geldi. 

"Söyleyin bakalım samanyolunu kim söylüyor" diye çıkışınca, arka sıradan Baba'nın boru gibi sesi duyuldu,"Berkant hocam"...
"Hemen gelsin odama..." diyerek sınıftan çıktı.

Kısa süre sonra o güzelim Ege hocamız dayanamayıp okulumuzdan ayrıldı, benim hatırladıklarımın senaryosu bunlar.

İçinizden bazılarınızında bu konuda yazacağı bir senaryosu vardır mutlaka.

Umarım güzel bir bayram geçiriyorsunuzdur,

sevgilerimle,

Erkan Atik-72- 02.10.2008

 

   Bir yanlışlık olmasın. Majestik olan yer, daha sonra Etibank oldu. Sokak girişinde, Majestik'in hemen yanında Sayanora Kuaför'ü vardı. Çünkü annem oraya gider, biz de Majestik'e takılır sadece gazoz içer bir sandalyede otururduk. Ayağa kalkmamız bile izinle olurdu. Öylesine disiplinli bir yerdi.

    Tufan Atakişi

 

 

Yanlış olduğunu sanmıyorum.Senin dediğin kuaför, Majestiğin hemen yanında idi,ama sokak içinde...

Samanyolu Kokteyl salonu,köşede,daha sonra ETİBANK, şimdi TEB'in olduğu yer.... Ankara İlkokulu sokağı girişi solda...

Nereden nereye, bak şimdi tarih içinde kaybolan(yada kaybettirilen) Cumhuriyet döneminin önemli ve simge bir kurumu ETİBANK aklımıza geldi...

Hatırlanması gereken ve günümüz gençliğine aktarılması ve anlatılması gereken nice kayıp değerlerden biri...Babalar gibi satılan ve yokedilen değerlerimiz....

Ne acı.....Tatlı anılardan, acı anılara....YAZIK!!!!!

Sevgiler.. 

Recai ACAR-1968 

 

 

 

Majestiğin yeri konusunda ben de Tufan'a  katılıyorum..Majestik köşede Etibank'ın yerinde idi..

Ancak bilardo masaları  dip tarafta duruyordu..Sahile bakan masalarla, bilardo masalarının arası paravanla bölünmüştü.....Erkan'ın dediği gibi gerçekten yoksulluk yılları idi...bizim  sınıftan  sadece  Rahmetli  Rıza   Pars  giderdi...Majestiğe bizim okula  Saint Josepht'en  gelmişti...Vassaf'tan  iyi fransızca  konuşurdu....

babası  madencilikle   uğraşırdı...Ekonomik  durumları...çok  iyi  idi..  sahilde

kulübün  bitişiğinde  Temizocak'ların  evi  vardı  Onlara  bitişik  bir  Rum  evinde otururlardı..

İyi  bilardocu  idi...Sahilde  ne  zaman yürüsek...Majestiğin önünden  geçerken

merhaba  Rıza  dedik mi..çayımız  hazırdı.....Ben  Rıza'yı  unutamam...Çünkü

sık  sık onlara  ders  çalışmaya  giderdik. Fırsat buldukça da karşı sahilde bağlı duran sandalları  ile  açılır  balık  avlardık...Balıkçılıkta  en beceriksiz  bendim...

Genelde isparoz ve lidaki  çıkardı...yakalanan  balıklar...sandalda..bir gaz tenekesinin

içine oturtulmuş  gazocağında  içi temizlenmeden  pişirilir...balığın iki yanağından iki lokma  alınır...kalanı  atılırdı..

(Boklu balık). Tabii yanında  da  bir galon  şarap  olurdu.. ayıptır söylemesi..

Ekmeğin de şarabın da parasını hep Rıza öderdi.....

       Bir  gün balık avlarken  ben  yüzme  bilmediğimi  söyleyince..Yüzme  böyle öğrenilir deyip..Beni karga  tulumba  denize  attılar....Gözlerimi  açtığımda  kendimi ölmüş  sandım...çünkü  bütün  herşey  ters  duruyordu...Meğer  ben  denizde  boğulmak  üzere  iken...beni yakalayıp  sahildaki  dar  kumsala  çıkarmışlar...ayaklarımda  tutup  ters  çevirmişler...

başımın  üstüne..üstüne  kuma  vurmuşlar....

O  günden  sonra  bana  bu  adamın  içinde  bir teneke  deniz suyu  çıkardık  diye  dalga  geçtiler......

        VE...ben  bu olaydan  sonra   adam gibi  yüzmeyi  hala öğrenemedim.

         Hasırcıoğlu  gördün mü?  majestik  lafın geldi nerelere dayandı..

         "iki  gözün  bir oynasın"  emi.....Hoşçakalın....İyi bayramlar....

Erdal ÖNAL (1964) -02.10.2008

 

 

Eh Erdal sen çok yaşa e mi?

Majestik'ten,bir gaz tenekesi su yutan kara çocuğu Erdal'a nasıl da geldin yaw...Pek hoşsun valla...

Bizim çocukluğumuzda,öyle kolluklardı,şişme ördeklerdi,aman çocuğu zorla denize sokmayın öğretileri-nasihatleri 

neyin yoktu...Birkaç yaş büyüklerin peşine takılıp, 50 metreye kaçılırdı.

Mayo da neymiş!, büyükler 50 metrede denizle haşır neşir olurlar (yüzerler demiyorum), küçükler de o zamanlar (belirttiğin) kenardaki dar kumsalın yakınlarında kendi kendilerine yüzmeyi öğrenirlerdi. Piştiklerine kanaat getirdiklerinde onlar da büyüklerin yamacında 50 metreye girmeye başlarlardı.50 metreye gelip de denize atılmayan-itilmeyen var mıdır bilmiyorum.(Bu konunun uzmanı Tufan Atakişidir.O da orada büyüyenlerdendir zira.) Böylece o yılların Karşıyakasının çocukları ya 50 metrede, ya mavi ya da tuğla banyoda (Zira Epikmenlerin sarı banyosunda çoğunlukla tekneleri bağlı olur,çocukların banyoya girmesine izin verilmezdi.) ya da Alaybey tarafındaki tahta iskelelerden girerek "deniz çocuğu" olmayı öğrenirlerdi... 

Sen bu rahle-i tedristen geçmekte biraz geç kalmışsın dostum...

Majestik'in yerine gelince ; Bu konuya ben de Tufan gibi (naçizane) , kesinlik kazandırmak isterim. Zira Majestik'in müdavimlarinden bir de bendim.Bu konuda sağlam tanık'ım. Şimdilerde,Ankara İlköğretim Okulu sokağı,ya da başka adla anılsa da o sokağın adı Selimiye sokağıdır. İşte Majestik, Selimiye sokağının ,yalı caddesine bağlandığı köşesinde Etibank'ın bulunduğu yerdeydi. Bir üst katta da kimya hocamız Behire Hn. otururdu.Majestik'in hem Yalı Caddesinden hem de Selimiye sokağından kapısı vardı.Ancak Yalı caddesinden olan kapı kış mevsiminde,sık sık kıble-keşişlemeye ve lodosa maruz kaldığından sürekli kapalı tutulur, Selimiye sokağındaki yan kapıdan girilir-çıkılırdı.Böyle fırtınalı havalarda yan kapıdan çıkıp,sahile doğru yürüyecekseniz,

öne doğru bir 30 derece kadar eğilmeniz gerekirdi.

Majestik,ağır başlı bir bilardo salonuydu.Salonu işleten Celal ve Adil abiler, asla münakaşaya,hele kavgaya izin vermezler, salonda otoriter davranırlardı.İçeride hiçkimse yükses sesle konuşmazdı.Asla küçük yaştaki çocukları salona almazlardı.

(Biz de 16-17 yaşlarında kendimizi pek delikanlı sanırdık)

Majestikte,şimdilerde pek moda olan snooker falan oynanmazdı.Üç top ve de prikol oynanırdı.

Kasaya yakın en kaliteli olan dip masada sadece ustalığı maruf olanlar oynar, bazı günler ciddi ve iddialı kapışmalar olurdu.Böyle oyunların önemli sayıda izleyicisi de olur,oturacak iskemle kalmaz uzun süre ayakta izleyenler olurdu. Genç meraklılar,gerek bilardo düşüncesini gerekse vuruş tekniklerini,bu ustaları izleyerek öğrenirlerdi.

O yıllardaki Majestik, Avcılar Klübü kadar olmasa da Karşıyaka'nın özel mekanlarından biriydi.

Sanırım 70'li yıllarda sahildeki yerlerin rantı artınca Arabacılar sokağında bir yere taşındı. Ama ben bu yere hiç gitmedim. Sahildeki Majestik'i anılarımda saklamayı tercih ettim...

Sevgiler hepinize.

     Necat Kuymulu        

 

 

MAJESTİĞİN YERİ KONUSUNDAKİ YAZIŞMALARIN UZAMASI VE HERKESİN BAŞKA BİR YERİ TARİF ETMESİ ÜZERİNE DURUMDAN VAZİFE ÇIKARARAK BU KONUYA EL ATMAK DURUMUNDA KALDIM. YAPTIĞIM ÇALIŞMA NETİCESİ TARTIŞMANIN ORTASINDA YER ALAN 3 ARKADAŞIN SÖZ KONUSU MEKANDA ÇEKİLMİŞ BİR HATIRA FOTOGRAFLARI ELİME GEÇTİ (BKNZ ASAGIDAKI FOTO.). MEKAN SAHIPLERININ TORUNLARI  ILE YAPMIS OLDUGUM GORUSMEDE FOTOGRAFTADA GÖRÜLDÜĞÜ ÜZERE MAJESTIGIN 3 KAPISININ OLDUGU VE ARKADASLARIN HER BIRI AYRI KAPIDAN GIRDIKLERI ICIN YER TESPITI KONUSUNDAKI ANLASMAZLIGIN 

BURADAN KAYNAKLANDIGINI OGRENDIM...

 ENDİŞEYE BİR MAHAL OLMAYIP BU TARTIŞMAYA KATILAN TÜM ARKADAŞLARIN YAPMIŞ OLDUKLARI YER TARİFLERİ DOGRUDUR , ÇÜNKÜ KAPILAR FARKLIDIR....

 BİLGİLERİNİZE…  SERDAR GÖV

ÇOCUKLUĞUMUN KARŞIYAKA'SI

Çocuktum, ama sahildeki banyoların son dönemini yakaladım.

Eski mendirekten denize girdim. Kulüpte rahmetli Şerif Hoca'dan her zaman çekindim. 

Kıyıya yanaşan yunusları köpekbalığı zannettim. 

Konak'a gitmek için vapura binerken "Karnım acıktı!" diye mızmızlandım. Anneme aldırdığım Reşadiye Fırını gevreğini parçalayıp körfezin ortasında, denizin iki metre altında gördüğüm 

sürüler halinde dolaşan, kefallere attım. 

Ege Yat kazıklarından midye çıkartıp, teneke üzerinde kızartıp yedim.

Meyve yemek için duvarından zor bela atladığım bahçenin üzerinden Girne Bulvarı'nın geçişini, 

ağaçların köklenişini ağlayarak izledim. 

Akşamları sahilden geçen arabaları sayarak, arkadaşlarımla oynadım. 

Karpuz çekirdeklerini kavurup, yazlık Rüyam Sineması'ında kendime çerez yaptım. 

 Geceyarısı fidanlığın içinden geçerken ıslık çalıp avaz avaz şarkı söyleyerek korkumu yenmeye çalıştım. 

Karşıyakalı'da kız arkadaşımla buluşup, Çamlık'ta elini tutmaya çalıştım. 

Reşadiye'den Hergelen Meydanı'na, onlarca kişiyle selamlaşıp konuşarak iki saatte gittim. 

 Majestik'te bilardo oynarken, Hasan Amca'nın "Vakit tamam!"ından 5 dakika çalmaya çalıştım.

 Karşıyakalılarla Paylaştıklarım / Tufan Atakişi / Atadost Yayınları 38 / Nisan 2006

 

KARAKULAK

Karakulak kimdir? 

Karakulak, Karşıyaka'nın medarı iftiharidır.

Belki bilenler, belki bilmiyenler vardır. KARAKULAK Karşıyaka'nın tanınmış isimlerinden; 

temiz insan, verici insan, pek az bulunan insanlardan biri idi.

Herhalde soyadı Karakulaktır bilemiyorum. Dükkanı, ses sineması sokağı ile (şimdiki tiyatro sokağı), banka sokağı arasında eski belediye sokağının karşısında idi. Esasında dükkan gibi değildi. Evinin bir odasını, caddeye  bakan tarafını dükkan yapmıştı. Odanın penceresinden müşteriye hitab ederdi. O esasında bir akdar dükkanı idi. Hersey vardı. Çıtçıttan, çengelli iğneye, baharatların her çeşidine kadar. Kitap da kiralardınız. Mesela ben ondan çok kitap kiraladım. Gecesi 5 kuruştu. 

Hüseyin Rahmi Gürpınardan, Halide Edip Adıvar'a kadar. Fransız edebiyatindan pardayanlara kadar (10 cilt) daha birçok kitabı hep ondan kiralayıp okudum. 

Müşteriyi hiç geri çevirmezdi. Bir tane çengelli iğne isteseniz hayır,

"demette 10 tane var olmaz" demezdi. 

Demetten bir taneyi çıkarır, mesela "bir kuruş" derdi.

Birkaç defa zor durumda kaldım kendisinden beş lira, on lira borç almıştım.

Deftere isim, miktar yazar, adres almazdı.

Enson kendisinden 50 lira ödünç almıştım.Uzun bir müddet uğrayamamıştım. Parayı ödemek icin geldigimde, akdar dükkanının ön cephesi modernleşmiş, oğlu duruyordu dükkanda.  Heyhaat KARAKULAK gitmişti.

Allah'in rahmetine kavuşmuştu. 

Bildigim kadarı ile iki oğlu vardı. ikisi de dükkanda idi. Amma orası artık aktar dükkanı değildi. içersinin karmaşalıklığı yoktu. modernleşmişti.

Dedim ki benim babanıza borcum olacak. Defteri açtilar evet 50 lira dediler. Helallaştım, ayrıldım. Bir müddet sonra Karakulak'ın dükkanı kapandı. 

Senelerce Karşıyakalılara hizmet vermiş o iyi insan göçmüştü. 

Yıllar, yıllar da geçse, biz Karsiyaka'lılar onu her zaman anacak ve rahmet okuyacagız. 

Şen ve esen kalın. Sevgilerimle. Fikret Topaç - 29.09.2008 

MEZECİ RAZİ.....

Mezeci Razi'nin öyküsünü nerede okuduğumu,veya kimden dinlediğimi hatırlamıyorum. Ama..Karşıyaka'nın unutulan değerleri arasında Onun da yok olup gitmesine gönlüm bir türlü razı olmadı.. Kalk Erdal hamaktan, yeter bu kadar keyif dedim kendi kendime...Belki pekçoğunuz biliyordur ama...Olsun sen bilmeyen Karlis'liler için yazman gerek bunları....

!940'ların sonları da olabilir..1950'nin başları da...Hepimizin..veya çoğumuzun hatırladığı Tilla'nın yerinde, O yıllarda

"Sahil Gazinosu" vardır...

 

Bu gazinonun da mutfağında O yıllarda şöhreti dillere destan olan "Mezeci Razi" çalışmaktadır.

Razi Girit'ten gelmiştir mübadelede Karşıyaka'ya..Ayak işlerine bakmak için girdiği Sahil Gazinosunda daha bir yılı bile dolmadan "Mezeci Razi" oluvermiştir. Razi'nin uzmanlık alanı tüm Giritliler gibi Ege otlarıdır..Turpotu..Radika..ebegümeci..dalagan..şevketi bostan..stifno..arapsaçı Razi'nin ellerinde nefis mezelere dönüşmekte

üzerine Gödence'den getirtilen özel sızma zeytinyağı da dökülünce..damak çatlatan tatlar çıkmaktadır ortaya...Razi'nin donattığı masalarda içki içmek O dönemin Karşıyakalıları için keyfin doruklarına ulaşmak demektir...Razi her akşam sahil gazinosunun bütün masalarını tek tek dolaşmakta..Her masada bir duble rakı içerken başlattığı doyumsuz sohbetler masadakileri mest etmektedir...Razi'nin şöhreti kısa zamanda Karşıyaka sınırlarını aşmış..Sahil Gazinosunun masalarını Alsancak'tan

Konak'tan gelen konuklar doldurmaya başlamıştır...

O yıllarda nüfusunun yarıdan fazlası gayrimüslüm olan Karşıyaka'da Tabii ki... Sahil Gazinosu konuklarının çok büyük bir kısmını yabancılar oluşturmaktadır...Razi'nin fıkraları...anıları...esprileri...hatta eşek şakaları...günlerce dilden dile dolaşmaya başlamıştır. Aylar..hatta yıllar böyle geçer...

Günlerden bir gün Karşıyaka çarşısında... Dün akşam bir ahbabının evinde kurulan rakı sofrasında"Mezeci Razi zortayı çekti" diye başlayan bir söylenti..Kısa zamanda tüm Karşıyaka'da duyulur..Onu seven herkes, Soğukkuyu'daki derme çatma gecekondu benzeri evinde 2 gözü 2 çeşme olan karısına taziyeye giderler... Ama eş dost bir taraftan da cenaze hazırlıklarına başlarlar...

- Bu adamın içi dışı alkol bunu Alibey Hamamında,tellak "Hakkı pehlivan"a yıkatalım ki “öteki dünyaya rakı kokusuz gitsin”...espirisi de herkesi güldürür...

Vakit öğleye yaklaşmaya başlayınca..toplanan dostları cenazeyi almak üzere Razi'nin evine giderler...Hüngür..hüngür ağlayan karısına, cenazenin nerede olduğunu sorarlar...

Karısı salonu gösterir.Salonun kapıları açılınca, herkes donar kalır...

Karşılarına O güne kadar Razi'nin donattığı muhteşem sofralardan...çok daha muhteşem bir rakı sofrası...başköşeye kurulmuş Razi kıs kıs gülüyor...Herkesin donup kaldığı O anda....

  • Hoşgeldiniz... Çok merak ediyordum benim gerçek dostlarım kimler diye...Bunu anlamanın da tek yolu buydu...canım bugün gerçek dostlarımla içmek istedi...Buyrun dostlarım Razi'nin sofrasına...

Sayıları 40-50'yi aşan..yerli yabancı dostlar...bir taraftan sofraya yerleşir...bir taraftan da bu mizahsende başrol oynayan eşini tek tek kutlarlar...

O gece. unutulmayacak bir gece olur..Kadehler dolup dolup boşalırken.. Konuklar Razi'nin fıkraları...anıları ile adeta ikinci kez sarhoş olur....Gecenin sonunda son sözü gene Razi alır ve...

- Gerçek dostlarım..vasiyetim odur ki...Ben ölünce kimse ağlamasın..beni gömdükten sonra topluca herkes sahile insin...dümbelekler..defler..klarnetler ..çalsın..dostlarım, benim için kadeh kaldırsın...der

Ve gerçekten öyle olur.

 Erdal ÖNAL (1964) -  21.09.2008

 

 

 

 

 

 

O R A D A Y D I M....

Yazlığımızda denize bakan bir hamağımız var. Sanki hamak değil "Zaman makinası". Ne zaman oraya uzansam,

hep 40 yıl 50 yıl öncesine gidiyorum.

Zaten iki yıl önce " Eski Karşıyaka'da unutulmasına kıyamadıklarım" Web sitesini hazırlamak fikri de O hamakta uzandığım günlerden birinde gelmişti gündemime....

Dün; Sabahın erken saatlerinde yine uzandım hamağıma....Daha uzanır , uzanmaz "Pavlog'un köpeği " misali gidiverdim

geçmişime...O Erkan'ın yazdığı "Boyalı camın öyküsü"...Serdar'ın yaptığı "Hepsi senin mi yavrum" fotoşop bir türlü

çıkmıyordu zaten aklımdan...O lisemizin eski binasının fotoğrafı
gitmiyordu...gözlerimin önünden...

1964 yılının 6 Ed C sınıfı daha önce de defalarca anlattığım gibi...Rıfat Ilgaz'ın hababam sınıfının yıllar önceki versiyonu idi sanki...Ayvalık'ta, Menemen'de,Bergama'da..Kula'da, Salihli'de O yıllarda lise olamadığından, O bölgelerin lise çağındaki bütün gençleri Bizim liseye geliyordu...O yıl hangi akla hizmetse...hepsini, aynı sınıfta toplamışlardı..Üstelik bu yetmiyormuş gibi..Tasdikname ile gelenler...tahsiline birkaç yıl ara verenler...Belge sınavına katılıp da kazananlar hepsi, ama hepsi 6 Ed C'de toplanmıştı...O yıllarda lise 3. sınıf öğrencisinin yaş ortalaması..16-17 ise bizim sınıfın yaş ortalaması sanırım 19-20 idi. Pekçok arkadaşımız sabahları

sakal traşı olarak gelirdi..Okula....

Bu aklıma geliveren masal pek hoş değil...hatta hijyenik de değil..Ama biz yaşadık bunları...İnsan beyni fren de tutmuyorki...geldi işte aklıma....Üstelik Karlis grubunda benden başka 2

6 Ed C'li arkadaşım daha var..

Sanırım bunları okurlarsa kıs...kıs gülecekler....

Çok iyi hatırlıyorum 1964 yılının Mart ayı idi...O zamanlar sabahçı-öğlenci yoktu..sabahtan 4 ders yapılır,

herkes öğlen evine yemeğe gider...veya Fatma bakkalın yaptığı yarım ekmek içine sucuğu...yerdi..

O gün hava çok bulutlu idi..Öğleden sonraki ilk derse girdiğimiz saatlerde "Bardaktan boşanırcasına" yağmur başlamıştı. O kadar çok yağıyordu ki Okulun bahçesi göle dönmüştü...Bizim sınıf alt katta Vassaf bey'in odasının yanındaki sınıftı..

yağmurun yağışı ders boyunca devam etti..hatta zaman zaman pencereden dışarı bakıp, kimyacı Şule hanımı iyice

sinirlendirmiştik...." dışaada maymun mu oynuyo?..herkesle önüne baksın bakem.." dese de dinleyen yoktu...

Zil çaldı, herkes tenefüse çıktı...öğleden sonranın ilk tenefüsü olduğundan hepimiz sıkışmıştık...grup halinde merdivenin solunda kalan tuvaletlere geldiğimizde, bir de ne görelim..tuvaletlerin kapısı kilitli...Hatta kapının altından da pis sular geliyor... Demek ki yağmur nedeniyle..tuvaletler tıkanmış...hizmetliler de kapıları kilitlemişti...Yapılacak tek şey pavyon binasının arkasındaki tuvaletlere gitmekti...Ama yağmur öylesine şiddetli idi ki..

O yıllarda öyle herkesin şemsiyesi de yoktu...Evlerde sadece babaların şemsiyesi olurdu...Eğer annenin de şemsiyesi varsa..." Onların durumu iyi" denirdi...Bizim koskoca sınıfta...sadece Mahir'in şemsiyesi vardı...O nedenle tuvalete gidebilen tek kişi O olmuştu...Dönüşünde de şemsiyenin suyunu silkmiş..sınıf kapının arkasına dayamıştı...Mahir şemsiyenin suyunu iyice süzdürememiş olmalı ki? bir fincan kadar su..sınıfın ortasına doğru akmıştı....

İşte herşey O zaman başladı...Sınıfa girmek isteyen giremiyordu..çünkü kapıyı arkadan tutuyorlar...bir taraftan da

şemsiyenin üstüne işiyorlardı..Ben sınıfın içinde olduğumdan olayın birebir tanığı idim...1-2....3-5...10-11
derken sınıf

çiş gölüne dönmüş...yoğun bir sidik kokusu etrafı kaplamıştı...Ayıptır söylemesi suç işleyenlere ben de dahilim....

Zil çaldı...tenefüs bitti...Ders coğrafya, hocamız da Melahat Koloğlu.... Sınıfta yoğun koku altında..derin bir sessizlik ve meraklı bir bekleyiş başlamıştı....

Başkan Şeref, aniden yerinden fırladı...kapıyı tuttu..."Hoşgeldiniz hocam"..dedi. Melahat hanım kapıda durdu...hiçbirşeyi umursamadan ayakabılarının topuklarına basarak kendini kürsüye attı...her zaman ki gibi...kimseyi selamlamadam masasına oturdu...Çantasını açtı...dolmakalemini çıkardı...Kapının arkasına baktı...şemsiyeyi gördü...Şeref.."BU KADAR SU , BU ŞEMSİYEDEN Mİ ÇIKTI? " diye sordu...Şeref de evet hocam dedi...

Bir an durdu...Ağzını kapadı.. burnundan derin..derin nefesler almaya başlayınca herşeyi anladı..yüz hatları gerildi sinirli bir ifade ile terbiyesizler dedi...ve sınıfı terk etti....

Kürsünün karşısındaki kümenin en arkasında İhsan oturuyordu...İhsan Ulacaklı idi..ve göçmendi..tam bir göçmen şivesi ile konuşurdu...Edebiyatçımız Tahsin Yaşamak bir gün numarasını sorduğunda "Üjbinikiyüzaltı" deyince...5 defa tekrarlatmış...yine de olmamıştı....İhsan'ın yaşı bizden çok büyüktü...herkese saygılı çok sevilen bir arkadaşımızdı...

Melahat Hanım sınıftan çıkar çıkmaz...kürsüye fırladı..."Şeref tut kapıyı be..." dedi..sonra da...

" Lazım size bişe...süleyeyim...epiniz işediniz kapının arkasına kuvacaklar...bizi günderecekler...Namık Kemal'e....

verirlerseydi...epimizi..disipline...değelimki hepimiz..." Ben işemedim...işeyeni de gürmedim..." Daha İhsan'ın sözü bitmeden

sınıf kapısı tartaklanmaya başladı...Şeref kapıyı açtı...Vassaf bey...Alı..al..moru..mor girdi içeri...Şerefe döndü...

"Şeref kim işedi sınıfın içine diye sordu....Cevap..: görmedim hocam...." Kısa kulaklı eşşekler...gönderelim hepinizi Namık Kemal'e de görün gününüzü...diye tehdit ettikten sonra...."Herkes birer kağıt çıkarsın " dedi....Her sıradan bir kişi..

defterin ortasından bir yaprak kopardı...yarısını yanındaki arkadaşına verdi....Vassaf Bey kimsenin konuşmamasını

olayı , adını...soyadını...numarasını yazdığı kağıda 5 dakika içinde yazmasını....söyledi...Bütün sınıf İhsan'ın söylediklerinin aynısını 3 dakika içinde yazdı....Şeref kağıtları topladı....Vassaf beye verdi....Vassaf bey...disiplin

kurulunun toplanacağını...Bu nedenle herkesin eve gidebileceğini söyleyince....bütün sınıf topuklarının ucuna basa..basa

çiş gölüne dönen sınıfı terk etti.....

Biz Mart ayından ...Mayıs'a kadar hergün kovulmayı...bekledik...Kovulmadık...Bu olay da faili meçhul bir olay olarak Karşıyaka lisesinin kayıtlarında kaldı.....

Şimdi artık kimse ..hiçbir olayın örtülü kalmamasını istiyor...Ben de....Öyle ise ben bu olaya ışık tutmak istiyorum..Anlatayım ki gerçekler geç de olsa su yüzüne çıksın....Ben de huzura ereyim...1964 yılında 6 Ed C sınıfında...kapı arkasındaki şemsiyeye işeyenlerin...listesidir...

l- Nil Doğrul 2- Cengiz Eriç 3-Cazip Coşkuner 4-Mehmet Taştemel

5- Hamit Kanarya 6-Aydın Gürleyen 7-Erdal Önal 8-Hasan Miri

9- Erdoğan Şendilmen 10- Yalçın Yamandağ 11-..12-...13-...

İlk aklıma geliverenler....Masal çok şık değil ama yaşadık bunları...Erkan "Boyalı camın öyküsü "nü anlatınca geldi aklıma..

Hatta 20 gün kadar önce her olayın büyük elebaşısı

Cengiz Eriç'le bir araya gelince

eşlerimize bir kez daha anlatıp anlatıp güldük...Yaptıklarımıza....

Kalın sağlıcakla....ben hamağa uzanmaya gidiyorum....

NOT: Yazıda, adı geçen..artık aramızda olmayan Mahir Çinsar, Aydın Gürleyen, Mehmet Taştemel ve İhsan Karaaslan'ı saygı ile anıyorum.

Erdal Önal - 16 Eylül 2008

 BİR ORADAYDIM' DA BENDEN
 
Erdal Önal'ın anlattığı sınıf aynı ,muavin vassaf bey zannederim üç yıl sonra. Öğleden sonraki iki dersten ilki fizik dersi hocamız sadettin bey (sünnetçi lakablı) .Öğleyin yapılan sınıf maçı sonrası ,gürültü diz boyu sınıfta, mümesil bihrat kendini yırtarak bizi susturdu haca sınıfa girdi,sert bir ifade ile kürsüye çıktı masasına yönlendi,tam oturacakken tozludur diye sandelyesini silmeye  kalkıştı ve irkildi,eline bir şey geldiğini anladık,inceledi yüzü kızardı ve patladı '' hangi terbiyesiz bu raptiyeyi buraya koydu'' biz şok olmuştuk, çünkü bu olaydan bizim haberimiz yoktu,bizim gurup liseyi 6 senede bitirenler gurubu o sene lise iki ve dördüncü senemiz belanın başı biziz ve haberimiz yok.
Neyse biz sınıfa bozuk çaldık ,çünkü hacamızı çok seviyorduk,özür diledik. Fakat hoca çok sinirli kağıt kalem çıkarın soracağım sorulara cevap yazın isim belirtmek şart değil serbestçe cevapları yazın dedi.
soru-1  Raptiyeyi kim koydu,veya kim koymuş olabilir.
soru-2  Sınıfın huzurunu bozanlar kimler.
soru-3  Sınıfın elebaşları kimler  ve bunun gibi 5 adet soru.
Biz hemen sınıfa işaretle ve sözlü tehtitlerimizi gereken şekilde yaptık, kimsenin yazılmıyacağından emin olarak cevapları bilmiyorum diyerek cevaplamaya başladık.
Yalnız o sırada sınıfın en sakin en sessiz hocaların gözdesi olan arkadaşımız konyalı halit el kaldırdı, hoca buyur oğlum halit dedi.

Bizim şaşkın bakışlarımız arasında Halit ,
''HOCAM İSTEDİĞİMİZ SORUDAN BAŞLIYABİLİRMİYİZ''
der demez,hoca kürsüden ilk sıraya atlıyarak sıraların üzerinden

Halit'in sıraya kadar geldi ve ona tekme tokat girişti.
Hepimiz şok olmuştuk,Halitten beklemediğimiz bir espiri idi, şok geçer geçmez sınıf kahkahadan yıkıldı.
 
Bu hikaye burada bitmiyor, soruların neticesi bizim tepkilerimiz ,sonrasında disiplin kurulu aşamaları falan, bu ilk bölüm devamını yazabilirsem her halde üç dört bölüm olur.
O gün sıfımızda olan bazı isimler: Bihrat Mavitan,Şanver Peker,Azoz Mehmet,Çekiççi Cemal, Hasan Ceylan, Selami Ayaydın,

Recai Acar,Can Baydinç, falan
Sevgi ile kalın,
Nuri Sakal -1968 - 17.09.2008
 

 

 ESKİ SİNEMALAR

  Yaz tatili bitti, fuar kapandı, okullar acıldı, Bu platformda geçtiğimiz haftalarda yazlık sinemaları hatırladık ama şimdi yazlık sinemalar da kapandı  vee tabiiki kışlık sinemalar acıldı.
 
   Kış ayları biraz daha yoğun geçerdi Karşıyakamızda. Okul günlerinin yanısıra Kışlık sinemalar, Tiyatro, Konserler, Liselerin sportif ve bilgi yarışmaları, Kaf Kaf ın maçları, Aile        gezmeleri ve bireysel Sanat, Spor ve Disko ugraslarımız

hep bu donemde olurdu. 
  Benim hatırladıgım kadarıyla once sahildeki kıslık MELEK ve halk eğitim Merkezinin altındaki ATLAS ile carsıdaki SES sinemaları vardı. Bu sinemalarda seanslar 1-3-5-7-9 diye giderdi. Bazen filmin ortasında girer bir sonraki seansta aynı yere gelince cıkardık sinemadan. Filmi bastan izlemeye baslamak gibi kesin bir yargımız yoktu.
 
 -- Melek sineması salon icersindeki tuvalet kısmı sadece kalın bir siyah perde ile ayrıldıgından hafiften sidik kokardı ve sadece  siyah beyaz Turk filmleri oynardı. Açılır kapanır gurultulu dar koltuklarında Öztürk Serengil mi Sadri Alısık mı daha komik diye aramızda tartısırdık. Melahat diye horoz gibi kafayı ileri geri oynatan Vahi Öz de bizi çok güldürürdü.Karaoğlan, Malkaçoglu gibi filmler ise o yasımda bile beni hic sarmazdı. Türkan Şoray, Filiz Akın, Hulya Koçyiğit, Fatma Girik ten mutlaka biri olurdu bu  filmlerde.
 
-- Atlas sinemasını ise klasik yabancı filmlerin yanısıra daha cok Kultur Edebiyat gunleri, Liselerin Tiyatro gosteri salonu olarak hatırlarım. 
 
-- Ses sineması ise yine gürültülü açılır kapanır koltukları ve sonradan eklenen balkon kısmı ile donemin Karsıyakadaki en guzel sineması idi. Kırk Douglasın Spartakus filmini, Yılmaz Guney ve Melike Demirağlı Arkadaş filmlerini burada izlemiştim. Sinemaya girmeden Allahın emri gibi mutlaka hemen yanındaki tostcu Fethi Abiden sucuklu tost yaptırırdım.
 

 -- Gel zaman git zaman artık Modern, kaloriferli, localı ve balkonlu bir sinemaya daha kavuşmuştu Karşıyakamız. ELİF sineması öğrencilik yıllarımızda Cumartesi 14.30 seanslarının müdavimiydik. Biryantinli saçlarımız ve guzel giysilerimizle "züppelik parayla değildiki" Karşıyaka Kız Lisesinin, Numune ve Yamanlar kolejlerini kızları ile goz goze gelmek, gulumsemek ve mümkünse konuşabilmek için iyi bir fırsattı. O donemlerde televizyon da olmadığı için film öncesi Yapı Kredi Bankasının hizmeti olan 1 ay önceki Metinli, Turgaylı Galatasarayı, Ziyalı, Ercanlı Feneri ve Necmi, Suat, Kayalı Beşiktaşı karlı ama renkli olarak 5 dakikalığınada olsa izlemek büyük keyifti. Dolmabahçe ve Kadıköy stadlarını ilk kez Izmirde görebiliyordukl.
Haa, Pek yakında ve Gelecek Program fragmanları öncesi her zaman olmayan Tom ve Jerry oldumu herkes mutlu olurdu. Elif sineması ile birlikte yeni adetlerle de karşılaşmıştık. Artık seanslar 12:15, 14:30, 16:45, 19:00 ve 21:00 olmuştu vede yerler halı kaplı olduğundan seans öncesi yada 10 dakika ara kısmında içilebilen Su Ga, Fruko"meyveli ve sade" Sunalco gibi içeceklerin yere dökülme olasılığına karşılık salona sokulmasına asla izin verilmezdi.Kapanan perde kornizinden gelen sesle birlikte herkes ara nın bittiğini anlar ve salona girerdi. Ardından kapı kapanır ve ikinci yarı başlardı.
  Elif sinemasında sezonda Cem Karaca, Durul Gence, Vasfi Uçaroğlu, Mavi Işıklar, Rana ve Selçuk Alagöz konserlerini de pek kacırmazdım. Ayrıca sahnesinin uygunluğu nedeniyle Amatör gurupların ve Liselerin Tiyatro gunleri de burada yapılırdı. Öğrencilik yıllarımda ben de amatör olarak Pembe Kadın, Kurban, Polyanna, Boş Beşik, Bilgiç Kadınlar gibi oyunlarda defalarca çıkmıştım o sahneye. " Heyyyy Nerelerdesiniz KARLIS üyesi, Devlet Tiyatrosu Müdürüm, yönetmenim, oyuncum Metin Oyman, cok yönlü sanatçım Cevdet Arıcılar sizde daha fazlası vardır o gunlerin. Bir iki döktürün bakalım."
  Elif sinemasında 007 James Bond filmlerini"ama hakiki olanı yani Sean Connery ninkileri", Anjelik serilerini, 002 Yavru ile Katip serilerini, Audrey Hepburn un kör bir kadının evde tek basına bir Katille olan uğrasını konu alan Karanlığa Kadar Bekle filmini, Claudio Cardinale, Marcello Mastroanni filmlerini, Alain Delonu cok izlemiştim. Hatta  film sonrası çarşıya çıktıgımda bir süre Alain Delon gibi baktığımı zanneder, kendimi Alain Delon gibi hissederek yürürdüm. Karakulak ın önüne gelince bu hissim geçer, kendime gelirdim."Bunu herhalde psikoloji ile uğrasan arkadaslar daha iyi yorumlar. Açıklamasalarda ben, kişiliğimle ilgili bu durumu tahmin edebiliyorum"
-- Efes sineması ise son acılan kaplı sinemaydı ve tabiiki en yenisiydi aynı Elif gibi acılır kapanır koltukları rahat ve ses yapmazdı. Oradada yabancı filmler izledim ama bir türlü adapte olamamıştım Efes sinemasına. sahnesi uygun olduğu halde anımsadığım bir konser yok Efeste. Zaten bir süre sonra

Devlet Tiyatrosu oldu.
  Çok küçükken Annem Babamla gittiğim İzmirde sahildeki yanan yerine apartman yapılan Tayyare ve yine yanan, yerine işhanı yapılan Fevzipaşadaki İkbal sinemaları ile halen ayakta kalan binasıyla tarihi Elhamra yı çok detaylı hatırlıyamıyorum. Unutmadan söyleyeyim 8. zafer haftasını oynayan meşhur Parçala Behçet filminin oynadığı çamdibindeki sinema aklımdan hiç cıkmadı ki." Bak bak bak sanat ugruna nerelere gitmişiz

belediye otobüsleriyle"
  Ancak yine Anne Babamla vede Kardeşimle her yeni oyun sahneye koyulduğunda vapurla gidip yine son vapur olan 23:30 seferini yakalamak için koşarak döndüğümüz Devlet Tiyatrosu günleri de iyice kazınmış belleğime. 
   Tüm bu yasadıklarım 40 - 45 sene önceydi. Sizleri bilmiyorum ama yaklaşık 5 yıldır ne Sinemaya nede Tiyatroya gittim. Diğerleri zaten yok ama Elif sinemasına ise hemen hemen 15-20 yıldır gitmiyorum. Şuraya bak yaa, sanki çok önemli bir meziyetimden söz ediyorum.
    Atladığım yada unuttuğum başka kapalı sinemalar varmıydı bilemiyorum. Bilenler yada yaşayanlar yazsınlar da anımsayalım.
 

 Kış dönemi uğraşıları arasında gecen Lisemizin ve Kaf Kaf ımızın Futbol, Basketbol, Atletizm yarışları, Aileler arası ziyaretlere de değinmeye kalksam kesin atılırdım guruptan.Uzun yazıların sıkıntı yarttıgını, okunmak istenmediğini bilmeme karşın biraz uzun oldu. Umarım sıkmamışımdır.
Hepinize Sevgiler - Mustafa KARLUK- 10.09.2008

 

 

 

 

 

BOYALI CAMIN ÖYKÜSÜ

Yıl 1970 lise 2 deyiz, 2nci kat köşe sınıfta (5fen A) okuyoruz.
Bir gün rahmetli Vasaf Vergin hiddetle yanında hademe bir kutu boya çekiç ve çivilerle geldi. Pencereler çakılmaya ve

camlar boyanmaya başlandı,
sebebi dünya tatlısı müdür muavinimiz Turhan Akdurul'un birazda seksapelli güzel eşine yoldan geçerken bizim çocuklar laf atmış,

o da şikayet etmiş...
İşte 38 yıl önce boyanan ve hala öyle duran camların hikayesi,
bu vesile ile Turhan beyi saygıyla anıyorum,

umarım ilk vefa gününde onuda anarız.

Erkan Atik- 09.09.2008

 SEVGİLİ ERKAN'IN  ANLATTIGI OLAY O GUNLERDE YASANDI BITTI ZANNETMEYIN. BENZER BIR OLAYI GECEN GUN OKULUN ACILIS  TORENI SONRASI EVLERIMIZE GIDERKEN YASADIK. TABII OLAY ARASTIRMACI GAZETECI OLAN

BIZLERIN KAMERASINDAN KACMADI.
 ZAMANINDA SEVGILI NECAT KUYMULU ABİMİZ EŞLERİN GRUBA  UYE OLMAMASI ICIN EPEY DIRETMIS FAKAT ERKAN MAALESEF BUYUK SOZU DINLEMEMISTI. HADI BAKALIM SIMDI PINAR HANIMA DURUMU IZAH ETSIN. 
 EEE YILLAR GECSEDE DEGISEN BIR SEY YOK.

CAN CIKAR HUY CIKMAZMIS...
 ISTE O AN...  SERDAR GÖV

   Bizlerde senin el salladığın yerin altındaki sol köşe, tören alanına bakan sınıfta okuduk 6 Ed. D yi. Bakma pencerenin yüksek oluşuna Ahmet öğlenci olduğundan erken gelir kantinden sınıftaki parayı veren arkadaşlara Tost, Supangle vs. servisi yapardı.

Teneffüste değil elbetteki ders esnasında.
Hatırlayıverdim o günleri birden.

Mustafa Karluk- 10.09.2008

 

 

 

 HİPOKAMPUS

 

Ben 1960'lı yıllarda  liseye  yakın 1849  sokakta yaşadığımdan "perili  ev"   bize  biraz  uzaktı...Ama  o zamanlar

akşamları "rabusta"(galiba  böyle yazılıyordu)  bisikletlere  binip  bostanlıya  kadar  gitmek  adetti...O  zamanlar

bu günkü  Girne Caddesi  yok  yerinde toprak  bir  sokak  vardı...Dönüşte  o toprak  sokaga  girer...sarı  b oyalı

perili  evin  önünde  birbirimizi  korkutmak için acaip  seseler  çıkarır..yalıya döner...yolumuza  öyle  devam ederdik...

orası  ile ilgili  anılarım  pek  fazla  değil...cinler  periler  oldum  olası  beni  pek ligilendirmedi...zaten..

 

AMAAAA  hipokampus (denizatı)   derseniz...iş  değişir  sanıyorum...1962'de  açıldı  O  havuz...harika  bir  yerdi

önümüzde  50  metre'de   deniz  varken  bayılırdık...Oraya  gitmeye....galiba  50  kuruşa  giriliyordu...

3-4  basamak  merdivenle  çıkılan  kapısında  yağlı  boya  ile yapılmış  bir  denizatı resmi  vardı.... hayatımızda

ilk  defa  bir havuza  girilirken  ayaklarımızı  dezenfekte  eden  bir  suya  basıp  havuza  girmeyi  ilk  defa

orada  görmüştük....havuza  girip  uzandıktan  sonra  suga  veya  cincibir  gazozu  içmek için  haftalıklarımızı

bir  hafta  harcamamak gerekiyordu....

 

Havuzun Tam  karşısında  ortasında  incir  ağacı  olan  kocaman  bir boş alan vardı...futbol  oynamaya  çok

uygundu...hiç  boş  kalmazdı....Ama  top oynayıp..kendimizi  havuza  atmanın  tadını  bir  kez dahi tadamadık

bizi  terli  görünce  havuza  almazlardı....

 

Körfezde  hanımlar  O tarihlerde  denize  girmediğinden   olayın  bir  de  bayanları  seyir  tarafı  vardı...Karşıyaka'nın

ekonomik  durumu  iyi  pekçok  ailesi  orada  denize  girerdi...O  nedenle  bazen  havuza  herkes  alınmazdı...

 

19801981  yıllarında  havuzun  yerinde  yeller  esiyordu...ama  giriş  kapısının  yanındaki  denizatının kırık dökük

resmi  apartmanın   kapıcı  dairesinin  önünde  dimdik  duruyordu....O tablo  karşısında  gözlerimin  doluşunu...

dün  gibi  hatırlıyorum.....akıl  işte   insan  çekmez mi?..  bir  fotoğrafını......Çekecektim...çekecektim de...

denizatı  resmi  karşısında  duygulanmamdan   dolayı...gazi  lisesindeki  matematik  öğretmeni  Namık  Ateş

dalga  geçtiği  için  yediremedim  kendime....Tühhhh   kafa.....

 Bu konuya  da  havuzun  karşısındaki  sahada...arkadaşlarımın  bir  maç  anısı olan  fotoğrafı  ile  nokta  koyalım...

O gün  nedense  ben yoktum....Kalın  sağlıcakla....

 Çok seviyorum  bu  lafı....GEÇMİŞ  ZAMAN OLUR Kİ....HAYALİ  CİHAN DEĞER.... 

 Erdal  ÖNAL-03.09.2008

 Yüreğim cızzz etti adını duyunca,   55 - 14 = 41   Evet tam 41 yıl oncesine gittim HiPOCAMPUS lafını duyunca.

  Kısa pantolonla babam beni ve kardesim Ahmeti Arap Osmana teslim etmisti yüzme sporu yapmamız icin. 

  O zamanki söylemlere gore 33 mt. 33 cm uzunlugunda olan ve sadece yaz aylarında acık olan bu havuzda 4 veya 5 yılımız gecti, Alsancaktaki olimpik havuz acılana kadar. 100 mt yarısı 1 cm eksik yuzulurdu dolayısıyla resmi adı altındada olsa rekor sayılmazdı dereceler. Ozel havuz oldugu icin her istediginde Yuzme federasyonu el koyup yarıs yapmasın diye oyle insa edildigi soylenirdi. Cezaevinden yeni cıkan, Rahmetli Arap Osmanın antrenorlugunde KARSIYAKA da lisanslı olarak yuzduk ve sutopu oynadık. O zamanlar Japon Mujdat"simdi Bodrumda mavi tur yapıyor", abisi Sedat Temelli"simdi Foca Yelken Kulubu antrenoru", Korkmaz Demirhat, Rıfkı Sezek"KSK de baskette oynadı", Arnavut Refik, Ben ve kardesim Ahmet Karluk, Kaya Iscimenler, Haluk Colak, Ercüment Alp, kağıt Bulent  en kucuk sporculardık. Ayrıca Yıldırım Karakaplan, Cakır Erdogan, Ozcan Kocak, Hüseyin Karace"KSK de baskanlık yapan Cenk Karacenin babası", Yuksel Böke ismini hatırladıgım gelen abilerimizdi. özellikle İzmirspor sutopu takımıyla yaptıgımız olaylı macları hatırlarım. Orada hep biz kazanırdık. Rahmeti olan 18 Namık, abisi Kenan Oney ve Ali Barçın, Erdoğan Sungur  ilk aklıma gelen hakemlerdi.

  Her 1 temmuz Kabotaj yarıslarına Inciraltına takım halinde vapurla giderdik. Butun yazı orada gecirirdik. Perili koskten geldigi sanılan seslerin cogu bizden gelirdi. Bazen aklımıza eser hemen denize cıkıstaki meshur dokuz kayalarda yada

mendirekte denize girerdik.  

  Havuza bitisik cay bahcesinde birde disko yapılmıstı. Bize sıcak gelen bir Mart gunu Rıfkı ile once diskoya gitmis terleyincede henuz acık olmayan koyu yesil

renkli buz gibi havuza atlamıstık. Hava atmak icin. Tabii ki tum karizmayı cizdirmistik aslında.

  Erdal lutfen o resmi sakla bizde oraya yada havuza ait

hiç resim yok maalesef.

Bilmiyorum diger arkadaslarda yada Osman Abi de varmıdır ?

  Sonra ne oldu? Sonrası hüzün. Apartman yapılmak uzere kapatıldı Hipocampus havuzu. Evimizden 10 dakikada yuruyerek gittiğimiz havuz yoktu artık. Onun yerine simdiki Atatürk Kapalı Spor Salonunun hemen arkasında 50 mt lik olimpik havuza 15 dak. iskeleye yuruyere, sonrasında Altın yol henüz olmadıgından eski yoldan giden belediye otobüsüne binip Garın onunda iner ve bir 10 dk. daha yuruyerek havuza gitmeye basladık. Hipocampustan sonra tam bir iskence gibi gelmisti onceleri, O ZAMANLAR KARLIS te OLMADIGI ICIN HIPOCAMPUSUMUZU GERI ISTIYORUZ KAMPANYASIDA YAPILAMAMISTI Zaten demokratik hak arama yada protestoyu hic kimse bilmiyorduki.

  Sevgili arkadaslar, Lisemizin Kapısını, Iskeledeki Leylegi hatta Karsıyakadan koparılıp Bayraklıya verilen mahalleleri almak icin halen sansımız var ama maalesef Hipocampusumuzu geri alma sansımız hic yok. Bilenlerin ve yasayanların anılarında hep kalacaktır bundan boyle.

  Sıktık ise affola, Kalın Sağlıcakla 04.09.2008 -  Mustafa KARLUK-

 

Hipocampus tan seçmeler;

Inciraltındaki halk plajlarında yüzmeyi iyice öğrendikten sonra iş yüzmeyi daha ileriye götürmeye gelmişti  1965 yılında 9 yaşında HIPOCAMPUS havuzunda o zamanın en küçük yüzücüsü olarak Karşıyaka da yüzmeye başladım.

Havuzun girişinde sol tarafta  bir kafetarya vardı.hafta sonları canlı müzik olurdu O zamanın gençleri gözden ırak ve de sote olduğu için burayı tercih ederlerdi.

Havuzun sonuna doğru perili köşke yakın çok büyük devasa bir incir ağacı vardı yüzme idmanlarının arasında Arap Osman görmeden kaçak olarak mayolarımızla kafetaryanın damına çıkıp ballı incirleri yiyip oradan havuza atlamak büyük keyif idi.

Merdivenle çıkılarak girilen havuzda 3 adet sütun bulunuyordu, gençler buraya tırmanıp koyu yeşil renkte olan suya  atlamak için birbirleriyle yarışırlardı.Havuzun yanında perili köşk vardı ,önünden geçen yol sessiz sakin olup mandalin,portakal ve limon bahçeleriyle dolu olan şu andaki Girne caddesini çapraz kesip nerğiz tren istasyonuna ve ilerisine giderdi. Perili köşkün ilersinde Reşadiye ye doğru oldukça büyük bir alanda yıllarca futbol maçları yapılıyordu. Biz adını Ali Sami Yen koymuştuk J

 

1967 yılında İzmir şampiyonluğu sutopu maçı var hakem Ali Barcın ,kale hakemleri 18 Namık ve ağabeyi matafora Kenan.  Takımlar Karşıyaka ve  Izmirspor……o zaman izmirspor’da  fethi – türker erbaykent,  semih – Sedat İzmirli kardeşler oynuyordu ve oldukça iyi bir takımları vardı ama…..

yer Karşıyaka, havuz bizim olunca birde Arap Osman faktörü olunca, sudaki boğuşmalara fazla izin vermeyen hakeme ancak 2 devre sessiz kalan Arap Osman sudan çıkıp önce hakeme daha sonra izmirsporlulara tekme tokat ve de eline geçirdiği demir iskemle ile saldırmaya başlayınca maç yarıda kaldı ve adamlar mayoları ile kaçıp sahilde zorla durdurdukları ersan taksiye binip Karşıyaka iskelesine vardıklarında milletin şaşkın bakışları arasında ancak giyinme fırsatı bulmuşlar.

 Arap Osman ile bir anım yüzme yarışları öncesinde benim istemediğim bir mesafeyi bana zorla yüzdürmek istemesi ve benimde kendisini elbiseleri ile havuza atmam olmuştu ama tabi ben korkudan ayaklarım popoma değerek koşarak kaçtım  eve geldim ve benin havuz hayatım bitti dedim.Olaya kızan ailem Arap Osman la konuşarak ve de 1 tencere dolusu domatlı et ziyafeti karşılığında 1 hafta sonra tekrar havuza dönmüştüm.

 Anılardan küçük bir demet yaptım

Sağlıklı günler dilerim

Ahmet Karluk - 05.09.2008

 

KARŞIYAKA YAZLIK SİNEMALARI

 

Yazlık sinemalar  sohbeti  tuttu...

Herkes  hatırladıklarını  yazmadan edemiyor...
ne kadar  güzel...Gerçi  bence  de gençlik yıllarımızın

yazlık  sinemaları  konusunda
sizler  gibi  düşünüyorum...

O  kadar  önemli  yer tutardı ki  yaşamımızda  sormayın gitsin...
Türk  filmlerinin...galaları....Kapı önündeki  mısırcıdan...

macuncuya  kadar...satıcıları...
film parasının  yarısına  satılan  minderden...

buzzzzz  gibi gazozuna  kadar.... herşey
hala  gözlerimin  önünde.....Tabii..  bu   arada  herkes  kızı  hangi  sinemaya  gidiyorsa o  akşam  O da   O  sinemaya  giderdi....

Film  araları  en  güzel  zamandı....

çünkü  o 15 dakika,  buluşma  15  dakikası  idi..
Sinemalara  gelince; 

benim sitemde  sanıyorum  herkes  okumuştur  ama.....
ben yine de O  bölümü  alayım buraya....

konu  gündemde  iken...Hoşçakalın....


 YAZLIK SİNEMA CENNETİ KARŞIYAKA

1960'lı yılların başında televizyon yok, radyo bile birkaç evde vardı. Tek eğlence Yazlık sinemalardı. Çeşit, çeşit film oynardı…Hergün akşamüstüleri sokaklardan sinema çığırtkanları geçerdi. Hangi sinemada,hangi film olduğunu ağızlarına dayadıkları kocaman teneke hunilerin içinden bağırarak duyururlardı. Türk filmlerinin reklamı yapılırken değişmeyen nakarat "Aşk, sevgi, nefret, isyan hepsi bu filmde" diye bağırılırdı.Zaman zaman da sinemalarda konserler verilirdi. Örneğin ben Adnan Şenses'i ilk defa İpek Sinemasında izlemiştim.
Bakın o yıllardaki yazlık sinemalara :

Kaymakamlığın olduğu yerde : Beyazıt ve Hayal Sinemaları..
Banka Sokağında : İpek Sineması
Arabacı Sokağında : Gül Sineması
Karşıyaka Ortaokulu'nun karşısında : Simeranya Sineması
Alaybey çarşısına girince sağdaki sokakta: Cihan Sineması
Alaybeyde yol üzerinde: Şan Sineması
Zübeyde Hanım Caddesinden Bahriye Üçok Bulvarı'na dönülen köşede: Ferah Sineması (Eski adı; Altınuç)
Reşadiye caddesinde : Rüya Sineması
İskelenin karşısındaki postane sokağında: Duygu Sineması
Avlar Pasajının çıkışındaki : Zafer Sineması
Çarşı Camii'nin karşısında : Melek Sineması
Biz yetişemedik ama (1950-1960 yıllar) Anlatıla, anlatıla bitirilemeyen bir başka yazlık sinemada şimdiki Osmanzade Parkı' nın iç tarafındaki : Holivud Sineması

Erdal  ÖNAL- 02.09.2008

 

Duygu Sineması

O bahsettiğin  Duygu Sineması’nda yıl 59 veya 60 yaz gecesi ailece filmi izledik,eve geldik rahmetli annem kulağındaki elmas küpenin birini düşürmüş olduğunu fark etti.Ev zaten 30-40 metre uzakta ama gece bir şey yapamadık,sabahı zor ettik,sabah temizlikçiler sinemayı süpürmüş,tabi ki çoğunluk pislik ayçekirdeği,genelde yeşil şişeli gazoz şişeleri,şimdiki tabirle geri dönüşümlü olduğundan topluyorlar,onlara sorduk görmedik dediler.Baya büyük bir yığın halindeki çöpleri yarım saat eşeledik ve gerçekten küpeyi bulduk.Duygu Sineması denince ilk aklıma gelen anı bu olur her zaman.Selamlar,sevgiler.

Ahmet Çanga

 

 

Cihan sineması bizim evin tam karşısı idi ön sıra mahallenin çocuklarına ait olup her gece 2. filimden 2. yarısında uyur kalırdık.
Sinemaların sona yaklaşma belirtileri ise; her akşam tam filimin en heycanlı yerinde  birinin sandalyesi büyük bir gürültü ile çökmesi idi..
Sinemaların en güzel tarafı bir tarafının koyu bir sarmaşık ile kaplı olması ve her akşam
seyirci girmeden yerlerin sulanması çok güzel bir ortam yaratırdı.
En hızlı gazoz açanların bazen ellerini cam keserdi.
Şeref sinemasının açılışına Cüneyt Arkın gelmişti.

Sorulan sualler hep aynıydı.
Burcunuz nedir? -Hangi yemeği seversiniz gibi.
En heycanlı olay ise Beyazıt Sinemasına OXgen  grubunun

rock konseriydi.
Her Erol Büyükburç konserinde ise  kavga çıkardı.
Bakalım kim hatırlıyacak Sahile Osmanbey parkının içinde  bir açıkhava sineması vardı...
Aklımda 101 Dalmaçyalıyı seyrettiğim kalmış.

 Necati Çiftçi

 

Siraladiginiz simema isimlerini okurken

İPEK sinemasi adı bana cok sey hatirlatti.
Biraz gec olsa da bana tiyatroyu ogreten ipek sinemasidir. 1957 yazı idi YILDIZ  KENTER ve kardesi MÜŞFiK KENTER in ilanlari asilmisti ipek sinemasina. Onlar geliyorlardi. Ben de o yasaima kadar imkansizliklardan olacak ilk defa tiyatroya gidecektim. Ve gittim. Salincakta iki kisi oyununu oynadilar iki kardes. O gunden sonra bende tiyatro sevdasi uyandi. Sonradan bircok tiyatro oyunlarina gittim. Hala tiyatroya hayranim.
Hollanda'da Yildiz Kenter'i ANADOLU  KADINI oyunu ile seyrettim, ön  sirada oturuyordum, oyun bitti kendimi tutamadim tam gidiyordu, sahneye firladim elini optum,

OMRUMUZU  ARTTIRDINIZ  dedim.

cevap: sizlerde benim omrumu artirdiniz oldu.
Hala ipek sinemasi hatiramdadir. Sinema sevgisi bana tiyatro sevgisini asilamisti.
Hurmetlerimle, 

Fikret Topaç

 

 

 

Yazlık sinemalar ile ilgili nostaljik tartışmalara ben de bir katkı koyayım...
Öncelikle adı zor anımsanan ve Sayanora ile karıştırılan

Simeranya sinemasını
1969 yazında ben çalıştırmıştım..

O tarihlerde sinema filmlerinin Ege
dağıtımını ve bazı yabancı filmlerin ithalatını yapıyordum, çalıştığım
firmada....Sanıyorum bazı arkadaşlar Sayanora adını; o günlerin meşhur
bir pavyonu ile karıştırdılar..(Erkek arkadaşlar)...Sayanora basmanede
bir pavyonun adı idi...O günlerin meşhur pavyonlarından biri idi..(O
günlerin diğer bilinen pavyonları;Hisar, Mulenruj vs.gibi)
Karşıyaka'nın diğer Yazlık sinemaları....Şimdiki kaymakamlık
binalarının yerindeki Hayal ve Beyazıt, Banka sokağında İpek, hemen
çarşının arka sokağında Zafer,Kemalpaşa camisinin karşısında
Melek(Şimdiki Melek İşhanı),Reşadiye'de Rüyam,Alaybey'de Şan ve şu
anda adını anımsamadığım diğer bir sinema,Tersane çıkışında Bütün
sineması...Bostanlı'da 69-70 yazında açılan Gurup sineması(Şimdiki
İŞBankasının hemen karşı sırasında...3 veya 4 yaz çalıştı).Ayrıca
şimdi hatırladığım Atlas sineması (Şimdiki Öğretmenler Lokalinin hemen
arkasında bir iç bahçede'ayrıca hemen yanında kapalı ATLAS
sineması')...Hemen hepsi her akşam dolup taşardı.Nergiz'de de iki
sinemayı hatırlıyorum..ama isimlerini unuttum.Şemikler'deki sinemaları
ise sanırım Erkan kardeşim iyi anımsayacaktır...
 Yazlık sinemaları hatırlarken, uzun zamandır unuttuğumuz Yaz
Yağmurlarını hatırlayan var mı? Ben yağmur altında film seyrettiğim
yaz gecelerini özlemle hatırlıyorum....

Neredennereye.......Sevgiler...

Recai ACAR-02.09.2008

 

 

RESADIYEDEKI SINEMANIN ILK ADI RENKLI, SONRAKI ADI ISE RUYAMDI. SIMERANYA ISE SUBENIN SOKAGINDAKI IDI. SAYANORA ISE BOSTANLI DERENIN YANINDAKI IDI. SUNNETIMIZI OLDUGUMUZ DERENIN DIGER YANINDAKI

3. KAT BALKONUNDAN AZMI FILM IZLEDIK.
 YOLUN DENIZ TARFINDA, SU ANDA BENZIN ISTASYONU VE DEVAMINDA TANSASIN OLDUGU YERDE DENIZ TUZU KARISMIS BATAKLIKTAN BOZMA BIR TOPRAK SAHA BOZUNTUSU VARDI.   VAY CANINA YAAA, NE ZAMAN 55 OLDUM BEN ????
 Mustafa KARLUK

 

 Aksoy- Reşadiye kesişme noktasından sağa dönüldüğünde varılan sinemanın adı: Rüyam
Uzun yıllar ailece,arkadaşlarımla gitmiştim o sinemaya...
Bazen filmin ilk gecesi gala olur,başroldeki sanatçı gelir, alkışlarla sahneye çıkar, izleyicileriyle- vatandaşlarla sohbet yapardı.... Yaklaşık yarım saat süren bu etkinlikten sonra film başlar, herkes pürdikkat filmi izlerdi.. Film sırasında ne kimse konuşur, ne de o dönemlerde olmayan cep telefoları çalar, ne de bu telefonlarla görgüsüzce konuşmalar olurdu... Sinemada tek çıkan çıt hemen hemen herkesi yediği açyçiçek çıtlamalarıydı....... Bir de 5 dk aralarda elinde taşıdığı kasa içinde Fruko gazoz, Sunalko  kola satan yer göstericileri unutmamak gerek......
Levent Çanakkalelioğlu

Anılardaki 1740 sokak

Sizlere 1966 yılında taşındığımız 1740 sokağı Aklımda kalanlarıyla anlatmaya çalışacağım.

 Sahil tarafından girdiğinizde eski Karşıyaka Koleji vardı daha sonra yıkıldı yerine inşaatı 6 yıl süren çok sağlam 8 derece depreme dayanıklı apartman yapıldı.Genelde öğretmenlerin oturduğu sessiz sakin sokağımızda 1966 1970 yılları arasında tek katlı ve çift katlı bahçeli evler çoğunluktaydı.bizim evin arkası Karşıyaka nın en büyük koruluğuna sahipti (korunun bir ucu Batı koleji ve Karşıyaka koleji diğer ucu da meşhur aşıklar caddesi olarak ünlenen Çamlık a dayanırdı. Korunun içersinde Çam,okaliptüs,selvi ağaçlarının yanı sıra para vermeden yediğimiz( çaldığımızda diyebiliriz) şeftali nar,erik,İtalyan eriği,kayısı,muşmula,mandalin türünde meyve ağaçları vardı.1970 yılların başında maalesef bu ağaçlar kesilip yerini ağaç isimlerine( sedir,ardıç,manolya v.b.) bırakan apartmanlar yapıldı şu anda 1740 / 1 sokaktır.

Evimizin çapraz karşısında ise Erdem Kolejli vardı çok büyük bahçesi içersinde Tavuş Kuşları vardı. Zaman zaman onları “kabaramazsın kel Fatma annen güzel sen çirkin” der ve tüylerini yelpaze gibi açıp gökkuşağı gibi rengarenk bir görünüm almasını sağlardık. Okulun bekçililiğini ise geceleri serbest bırakılan 2 adet dev kurt köpeği yapıyordu sıkıyorsa okulun etrafını çevreleyen tel duvarda oturmaya çalış,  havlayarak ortalığı ayağa kaldırıyorlardı.

 1740 sokak çamlık yoluna çıkar Orman fidanlığı lojmanlarının kapısına kesişirdi,Yolun başında halen duran Karşıyaka nın en güzel evlerinden olan 2 katlı bahçe içinde çarşıda ki Süller eczanesinin sahibi Coşkun bey otururdu. Karşıyaka sahasıyla beraber Orman fidanlığı halen uçaktan bile görünen en geniş alana sahip tek yerdir.

 Sokağımızda oturan hocalarımıza gelince Jale hanım(kız lisesi), annem Azize ,babam Rahmi Karluk,Çınarlı Endüstri Meslek Lisesi hocası Kadir Aktuğ, eşi Fikriye Aktuğ, Şubede( Karşıyaka orta okulu) hocalık yapan Mehmet Ünal ve eşi ilkokul öğretmeni Leman Ünal, lisemiz edebiyat hocası Kadriye Tursun ve eşi Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi hocalarından Kemal Tursun,yine lisemiz hocalarından şarkıcı Turan hoca , ve de kız lisesinden Şadan hanım  ilk aklıma gelenlerdir.

 1968 beatles efsanesinin olduğu yıllarda Karşıyaka nın sefiller den sonraki 2. grubu bizim apartmanın alt katında faaliyetlerini sürdürüp konserlere katılıyorlardı grupta eczacı ersan öktem orgcu,davulda öner gövsa ,ritim gitar ali adar, bas gitarda muammer hocanın oğlu fuat vardı.müzikleriyle sokağımıza neşe katıyorlardı.

Ahmet KARLUK-01.09.2008

 Arif Dökel 

Hiç unutmam çoğunluğu öz Karşıyakalı ve Karşıyaka lisesinden yetişenlerin oynadığı ve şampiyon olduğu takımımız için yeni asır gazetesi “Vapur Döndü”başlığını atmıştı. Ve gerçektende son şampiyon olduğumuz son maç dönüşü batmasından korkarak bindiğimiz vapur deniz seviyesine yakın şekilde seyrederek ,ve kaptan köşkünü ele geçirmiş düdüğünü çala çala Karşıyaka iskelesine yanaştığımızda maça gelmeyen anneler ,babalar,kardeşler sevgililer,arkadaşlar kısacası vapurun düdüğünü duyan tüm Karşıyakalılar iskele meydanında toplanıp saatlerce coşkulu kutlamalar yapmıştık.Amigo sarı yaşar trafik lambalarının üstüne çıkıp kısılan son sesimizle bizleri bağırtıyordu.Tabi ki bu coşkunun mimarı takımı şampiyon yapan topçularımızla beraber

ARİF DÖKEL aitti.

Ahmet KARLUK-28.08.2008 

 

-------------------

 YAMANLAR DOMATI ÜZERİNE 

 

Lütfü Dağtaş-19.08.2008

Değerli Arkadaşlar,

Merhaba,
Yaşı 45-50 ve üstü olanlarımız bileceklerdir, 60'lı yıllarda Karşıyakamızın
ünlü mü ünlü, kokulu mu kokulu, yemeye doyamadığımız, üzerine azıcık tuz
serpildiğinde bal tadında olan, formsuz biçimiyle ise bilmeyenlerin ilgisini
çekmeyen YAMANLAR DOMATIMIZ konusunda bilgi sahibi olanımız varsa ve hâlâ
yetiştiğini bilen varsa bizleri aydınlatırsa çok sevineceğim.

Selam ve saygılarımla,

Lütfü Dağtaş

  

Sevgili Lütfü, merhaba,
Evet,birçoğumuzun anımsayacağı YAMANLAR DOMATI 

derin tahta kasalar
içinde Karşıyaka pazarı ve çarşıdaki manavlara getirilirdi..mis gibi kokusu yayılırdı..

Günlerce evlerimizde bozulmadan durabilirdi.

Şimdiki
domatesler ve diğer sebze ve meyveler ,

buzdolabında bile 1-2 günde
tüketilemezse bozuluyor.
  Evet, meşhur YAMANLAR DOMATI halen Yamanlar köyü'nde
yetiştiriliyor.(Bilmeyenler için Yamanlar dağı eteklerinde bir
köy;Yamanlar Köyü)Şu günlerde arasıra da olsa Bostanlı, çeşme
durağındaki Manav Ahmet'e,yine bildiğimiz

derin tahta kasalar içinde
geliyor...Karlis gurubunun bilgisine sunulur!!!!! Sevgiler...

Recai ACAR - 20.06.2008

 

 

Valla ben ucundan katılayım, 

rahmetli anneme eşlik ederdim pazara giderken, kokusundan hoşluğundan samimiyetinden bitmesini istemezdim alışverişin.tek başına bir yemekti domates , dilerdin az tuzla ve arzuya göre az bir zeytinyağı ile ziyafet olurdu...o domateslerin içi ne zaman boşalmaya başladı fark edememişim...ne zaman başlamış o tek tip, bitişik nizam domatesler hatırlayamadım...bir muz vardı masamızda gördük mü anlardık yılbaşının geldiğini...şimdi 2 ytl ye almayanı dövüyorlar... ben hala para verip erik alamıyorum, içimi acıtıyor ve yıllardır can erik yiyemiyorum içime sine sine...ağacından toplayıp kütür kütür sulu sulu şağırdata şapırdata yemek unutulabilir mi? şimdi bir tane erik ağacı kaldı mı Karşıyakada, İstanbulda geçen bahar çocuklar gördüm okul çıkışı ağaca çıkmışlar erik topluyorlar yiyorlar, apartman görevlisi de bunlara kızıyor, kızma dedim...o da yemelerine değil ağaca çok hoyrat davranıyorlar dalıyla koparıyorlar ona kızıyorum dedi...kendisi belki çevrecinin daniskası değil ama yaklaşımı hoşuma gitti...hak verdim :))) Sevgiyle kalın,

Ahmet Ragıp -28.08.2008

 

 

GENÇLİK YILLARIMIZDA ŞEMİKLER BOSTANLI SINIRINDAKİ BAHÇEMİZDE ADI GEÇEN DOMATLARI YETİŞTİRİP
RECAİNİN DEDİĞİ GİBİ DERİN TAHTA KASALARA BASAR KOKULU VEYA KARDEŞLER HANA YOLLARDIK,
ORADANDA TÜM İZMİR BUNLARI YERDİ,
TADINI VE ELİMİZE SİNEN KOKUSUNU HALA HATIRLARIM,
TAMAMEN ŞEKİLSİZ OLANINA İSTAVROZ DERDİK,
ONLARI HAL'DE PAZARLAYAMAZDIK,
AKŞAM SAATLERİNDE EL ARABAMIZ İLE ARKA SOKAKLARDA SATIP HARÇLIĞIMIZI ÇIKARIRDIK,
BENİMDE EN SEVDİĞİM DOMATLAR BUNLARDI,
BİR DEFADA 10 TANE YEDİĞİMİ ANIMSARIM,TABİİKİ LÜTFÜNÜN DEDİĞİ GİBİ BOL TUZ EŞLİĞİNDE,
AMA O ZAMANLAR HER SEBZE VE MEYVE MEVSİMİNDE YENİRDİ,
BENCE DOĞRUSU BU İDİ,ŞİMDİKİ SEBZELERİN VE MEYVELERİN TADSIZLIĞI BUNDAN,
NE GÜNLERDİ O GÜNLER,BİR DOMATTAN KİTAP BİLE YAZILABİLİR,
TEŞEKKÜRLER LÜTFÜ ,TEŞEKKÜRLER RECAİ,
ERKAN ATİK- 21.08.2008

 

 Ah erkan kardeş, ne güzel anlatmışsın domatları, ben yakaköy!de hala o domates'leri yeme ayrıcalığını yaşıyorum.
  Bizim köy orman köyü yaylada orman arasında o domatesler üretiliyor ve yalnızca burada köy civarında tüketiliyor. Bol bol tüketme şansına sahibim. Bizim köyde onların adı Balkan Domates. Kousu üç ev sonra duyuluyor.Yemeğe beklerim.
  Sevgi ile kalın,
  Nuri Sakal- 22.08.2008

 

Erkancığım, 
Tatilde olduğum için bir süre maillere bakamamıştım.Tatil dönüşü ilk iş , merakla maillere bakmak oluyor.DOMAT'taki lezzetleri anlattığın yazın bana sizin mandalin bahçesindeki mandalin ve erikleri hatırlattı.Hatırlarmısın,  ders çalışma bahanesiyle bahçeye gittiğimizde aldığımız keyiften mest olurduk.Bahsettiğin domatesler gibi ben de erikleri unutamıyorum. İnanırmısın hala erik zamanı alığımız erikleri sizin bahçedeki (34-35 sene önceki) eriklerle kıyaslıyorum.O günlerde bahçede Kemal Amca'nın , Rahmetli Ulviye Teyzenin , Küçük Metin'in dolaştıkları gözümün önüne geliyor. Kemal Amca'mın lambalı radyosu ve alınış hikayesini unutmak mümkün mü? Ne güzel günlerdi.Herşeyler ne kadar bozuldu.Bu düşünceler doğrumu yoksa ilerleyen yıllar mı bizi böyle düşünmeye itiyor , bilemiyorum.
Tüm arkadaşları öpüyorum.

Hasan  UĞURLU- 28.08.2008

 

  Nerede bu Karşıyakalılar; Herkes geçmiş özlemi ile yanıp tutuşuyor....AMA...Lütfü Dağdaş'ın Yamanlar domatı sohbetine...katılanların sayısı...3'ü...5'i geçmiyor..... ( hiç anınız yoksa bile...olanlara aferin deseniz yeter) Atakan Sukatar....Celalbey asfaltından...Körfezin kokusundan....Numune fırınından söz ediyor...kimseden ses gelmiyor.... Eeee...Biz sokak aralarındaki...Karadut ağaçlarından....Kemeraltındaki...Karadut şurubundan...haşlama limonatadan....Yuvanın duvarının dibinde Emiralemden gelen köylülerin sattığı... çekirdeksiz nardan....tavşan böbreği üzümünden...Reşadiye ve Atom'un gevrek fırınından...Hadi bunları da geçiverelim güzel hatırınız için de.... Lisede çekilen kopyalardan... Yenilen dayaklardan.....Hocalarımız ile olan anılarımızdan.söz etmezsek....her arkadaşın yazdığı anı ile...her seferinde 50 yıl öncesine gitmezsek.... Silinip gider ya... güzelim Karşıyaka anıları... Zaten şu anda 3-5 ihtiyarın belleğinde kaldı.... diye düşünüyorum....Bilmem bana katılan olur mu?.... 369 üyesi olan karlis grubunun anılar dosyası 61 sayfa.....vallahi fevkalade ayıp ediyoruz bence....Diyor...ve herkesi yazmaya davet ediyorum.... Ben böyle düşünüyorum....hoşçakalın...

Erdal ÖNAL-28.08.2008 

 

 

Benim tahminime gore yamanlar domatini bulmanız pek zor. Şimdi oraları hep mezarlık oldu. Yamanlar etekleri hep bina doldu biliyorsunuzdur. Zaten yamanlar domatı bulsanız dahi tohumu Hollanda'dan geliyor. Tıpkı Emiralem çileklerinin tohumları gibi. Koylu bu gibi tohumlari ziraattan almak mecburiyetinde.Tohum hormonlu olunca birde hormonlu gübre kullanılınca o da tuzu biberi oluyor. Sayet hormonsuz gübre kullanılmamış domat ve diğer sebzeler isterseniz Menemen'in Çukur köyüne ulaşmak lazım. Menemen'den 20 km. kadar tepede bir yer. orada bir Ali diye şahıs hormonsuz gübre kullanır. yani hayvan gübresi. Bu Ali'nin iki böbreği hasta her pazartesi, çarşamba ve cuma günleri Zübeydehanım diyaliz merkezine tam sabah saat 10,00 da minibüsle köyünden getirilir. Gelirken oradakilere de domat getirir (keletirle) Saat onda Soğukkuyudaki benzin istasyonun yanında bulunan diyaliz merkezinde Ali ile temas edebilirsiniz. Menemen domatları, Yamanlar domatını aratmaz.Hollanda'dan Fikret diye de isterseniz benim adımı verebilirsiniz. Selam ve sevgiler.

Fikret Topac- 23.06.2008 

 

 

Durdum...durdum...duramadım....Şu domat sohbetine ben de katılayım...dedim..Ama ben önce şurasından katılmak istiyorum...Benim bildiğim...yamanlar domatına biçimsiz ...şekilsiz demek çok yanlış Bence.... yamanlar domatı Agustos ayında anca yetişirdi. Yamanlardaki köyler deniz seviyesinden yüksek olduğundan...O domat geç olgunlaşırdı...öteki domatlara göre iri olması...sulu olması ve sert olması en büyük özelliği idi...genelde yemeklerde değil...salatalarda kullanılırdı...çekirdeği yok denecek kadar azdı.... fiyatı Menemen tarla domatının 2 katı olduğundan...herkes ihtiyacının hepsini Yamanlar domatı olarak alamazdı.... 1960 'lı yılların başında eşeklere yüklenen tahta kasaların içinde...sadece 2-3 kişi satardı... pazaryeri Enstitünün olduğu dönemlerde....Gazi Lisesinin yıkılan eski binasının Çamlık tarafındaki duvarının dibinde....Pazar yeri Alaybey Tansaş'ın olduğu yere taşınınca...tel örğülerin içinde tuvaletlerin önünde ve yine tahta kasaların içinde satılırdı... Çarşı da da adını bilmiyorum ama..Celal'in meyhanesinin bitişiğindeki ...av hayvanlarının...(ördeğin, kekliğin) yaban tavşanların...dükkanın önünde ayaklarından asılarak satıldığı manavda...yine tahta kasaların içinde satılırdı.... Ama ısrar ediyorum ki O'nun özelliği iri...Sert..sulu...az çekirdekli olması...ve geç yetişmesiydi... Arkadaşlarım..sulu çok çekirdekli..ince kabuk..mis gibi kokan Menemen tarla domatı ile karıştırıyor gibi geldi...bana.... Veya....ben böyle hatırlıyorum.....Hoşçakalın.....

Erdal ÖNAL-22.08.2008 

 

----------------

 

60'lı yıllar 

 

Henüz okula yeni başmışız.Alaybey ilkokuluna gidiyoruz, O
yıllarda Alaybey Sahili henüz bozulmamamış,küçük iskelelere irili ufaklı
tekneler sıralanmış.Hafta sonu yada hafta arası işinden erken gelen doğru iskelelere ve teknesine atladığı gibi balığa. Sanki deniz her türlü  balıkla
doluydu.Ders aralarında teneffüs olduğunda hemen

iskeleye koşar ve bir midye
çıkarıp balık avlamaya çalışırdık.

Ben de zaten parkın karşısında yer alan o
küçük kumsalda yüzmeyi öğrenmiştim

( Alaybey sahili tamamen kumluktu o yıllar ve deniz cam gibiydi) .

O yıllarda sahil iki şeritliydi ve tek tük
araba geçerdi. Yani fazla trafik yoktu.

Zaman zaman 2 tekerlekli veya bazen
de 4 tekerlekli at arabaları, biletçili belediye otobüsleri ve dolmuşlar. Bu
sahilde şimdiki anıta yakın bölgelerde ağ ile balık yakalanır ve peygamber pazarlığı ile kim ne kap getirdiyse parasına ve balığına göre o kap
doldurulur. Hiç kimse boş gönderilmezdi.

Yine öyle bir gün bize balıkçıların
" Ayı Balığı" olarak isimlendirdiği bir çift  balık gördüm. Ama yıllar
sonra  üniversite yıllarında  aslında bunların şu an koruma altında
olan Akdeniz Foku( Monachus monachus) oldugunu öğrendim.

Evet ilk kez o yıllarda tanıştım Akdeniz Foku ile.

Ayrıca o yıllarda körfez vapurlarıyla
yarışan yunusları da her zaman görürdük.

Ama şimdi denize girmek yada balık
avlamak  için kilometrelerce yol gidiyoruz. Biz gerçekten şanslı bir
nesildik belkide. Yüzmeyi yüzme havuzlarında değil kendi kendimize veya
büyüklerimizin biraz yardımıyla Karşıyaka sahillerinde öğrendik

ve o kültürle
deniz kültürüyle sahil kasabası kültürüyle büyüdük.  Çarşı içinde şu an İş bankasının olduğu yerde (Osman'ın gazete büfesinin yanında ) bir ekmek
fırını vardı .Ramazanda bu fırın nefis ramazan  pideleri yapardı. Pidenin
kokusu Küçük Avcının kahve kokusuna karışır ve tüm çarşıyı
doldururdu.Ramazanda bu fırının kuyrugu bazen sahile dogru olur

bazen iskeleye doğru.

Ama o tarihlerde sahildeki Melek Sinemasının altında Avcılar
Kulubu yeralırdı ve burada oturan kulup üyeleri  rakı da içerlerdi. Yani bir
tarafta rakı kokusu ve bir tarafta ramazan pidesi kuyruğu... İşte bu
şekildeydi Karşıyakamız. Ama hiç kimse hiçbir kimse dönüp de sen ne
yapıyorsun demezdi. Kimse kimseye karışmazdı .

Yamanlar domatı anılarını okurken birden bunlar geldi aklıma ve paylaşmak istedim...Sevgiler.....
ATAKAN-24.08.2008

 

 

Teşekkürler Atakan bey, 
ne güzel anılar bunlar,herkesin böyle anıları var ancak çoğu kimse kendine saklıyorlar anlaşılan,
bir daha tekrar edelim belki faydası olur,
"paylaşılmayan güzellikler,güzellik sayılmaz" ne dersiniz,
körfez vapurları ile yarışan yunus balıkları tekrar gelirmi acaba ,
belki yine yarışırlar sur,bergama ,efes vapurları yok ama olsun,

yunuslar olsun yeter,
kimbilir hangi temiz denizin vapurları ile yarışıyorlardır,
biz kıymetini bilemedik yunusların,sadece nevzat çobanoğlu girne girişine taştan heykellerini koydu,
tam oradan zamanın belediye başkanı osman kibar kanalizasyonu

denize dökmek için
 bandolu mızıkalı bir tören düzenlemişti dün gibi hatırlıyorum,
tahir ağabey yakasına yakışıp (ilk çevrecimiz)

denizi kirletmeye utanmıyorsunuz deyince,
başkan o kibar tavrıyla hadi oradan sersem koskoca derya bir kanalizasyonla kirlenirmi demişti,
ama yunuslar bizleri terkedip osman kibarı yalancı çıkardılar,
ayrıca vapurdan inip 71 nolu bostanlı otobüsüne binmek için melek sinemasını geçince bir otobüs durağı vardı,binmek için avcılar kulübünün önünden geçerdik koruma tarımdan rahmetli yusuf bedeloğlu beni her görüşünde yemeğe davet ederdi,bizde kibarca reddederdik,bazende davete icabet ederdik,neydi o ünler hayali cihan değer,
sevgilerimle,
Erkan Atik - 24.08.2008

--------------------

 

SAYGIDEĞER

(Pek çoğunuzgerçek anlamda saygıdeğer ve onurlu insanlarsınız. Bu onurlu, cumhuriyetçi, çağdaş duruşunuzu bir Karşıyaka Lisesi mezunu olarak gururla izliyorum. Her güne Karlis-le başlıyorum. İnanın Karlis iletilerini okuma, dinlemek, izlemek için mesaime bir saat erken başlıyorum. Şu an için katılamıyorum belki, ama inanın benim gibi, bu urumda olan yüzlerce arkadaşımız vardır. İzin verirseniz -eleştiri olarak değil de bir öneri olarak kabul edin- ara sıra kişisel tartışmalar oluyor, düzey -ara sıra diyorum- düşüyor. Bu da yakışmıyor. Bazı duruşların kesinlik kazanması çok güzel. Nedir bu duruşlar : ** KSK 1912 li yıllarda kurulurken - DAHA SONRA İŞGALCİ OLAN -azınlıklara karşı birleşen yurtseverlerin oluşturduğu bir kulüp idi. Kalis'in birinci ve en önemli duruşu bu olsa gerek..** İkinci önemli duruşunuz sanatsal duruşunuz. Resimlerde, müziklerde, fotoğraflarda mükemmele yaklaşan bir seçim... Bu estetik görüntüleri bizlerle paylaşan arkadaşlarımızı kutluyorum.

YANİ DURUŞUNUZ HEM ULUSAL, HEM EVRENSEL..

Arada farklı sesler çıkıyor. -O kadar alak su kaçırmaz- diyerek onları da hoşgörmek gibi bir beceriniz var. Sözün özü arkadaşlar.. Çoğunuzu tanımıyorum. Ama biliyorum ki bizden birisiniz ve ben de sizden biriyim. Oldukça yoğun duygular yaşıyorum. Biraz da ben nostalji sunayım..

NE GÜZEL ÇOCUKLARDIK BİZ. değil mi? Hayal, Beyazıt, O 1717 sokaktaki Simeranya, Alaybeydeki şan cihan..zafer ne bileyim. daha neler.. ne çok yazlık sinema vardı.. Hele Hıdrellezler...O bir liralık plastik toplarla sokak aralarında gazozuna oynanan minyatür kale maçlar........Turşucu turik'in sesi... Kızlar da az değildi hani. Arabalar geçerken maçı bırakmazdık da bir güzel kız süzüle süzüle geçerken ağzımız açık kalır topun üzerine basar beklerdik ve hep birlikte hanımefendilerin geçmesini beklerdik. Birimiz faytonun arkasına takılır ötekimiz bağırırdı :"Arkaya kamçııı!" Kilisenin bahçesinden erik çalmalar, okuldan kaçıp Yamanlara, taa karagöle kadar uzanmalar..Özel isimlere pek girmek istemiyorum çünkü karlis ÖZEL'i aşmış gibi görünüyor. Ama bir Baha AKALINLI .........rahmetli sigara içen arkadaşlarımızı hocalardan daha fazla fırçalardı. Gerçekten iyi bir sporcuydu. Biz 5 ve 6 Edebiyatlar malum. Her zaman okulun hababam sınıflarıydık. Bu hababamların arasında en uslumuz Vehbi MOĞOL du. Tamer GÖV le Cüneyt OZANSOY nedense -to be -Çubi( Rahmetli İngilizce Öğrtm)'nin gözdeleriydi. Neyse.... KEL üzerine zamanı geldik sıra çok şeyler yazılacak ve söylenecek. Ama lütfen şu an yan taraftaki okulun bünyesinde bulunan eski binamızı sahiplenelim. VE LÜTFEN.. BAĞIRARAK SÖYLÜYORUM.....O DEMİR KAPIMIZI ÖZGÜNLÜĞÜNÜ KORUYARAK RESTORE ETMENİN YOLUNU BULALIM. BİZ O DEMİR KAPININ BİR PARMAKLIĞINDA BAZEN TÜM GEÇMİŞİMİZİ GÖREBİLİRİZ....NESNELERİN ANILARI GÜNÜMÜZE TAŞIMAK GİBİ BİR ÖZELLİĞİ VAR BUNU UNUTMAYALIM... ÇOCUKLUĞUNUZDA GİYDİĞİNİZ PABUÇLAR 40 YIL SONRA KARŞINIZA ÇIKTI MI HİÇ? VEYA SARI YAPRAKLARI OLAN ESKİ BİR DEFTERE, SINIF ARKADAŞINIZIN YAZDIĞI BİR NOT 45 YIL SONRA TOZLU RAFLARIN ARASINDAN ÇIKTI MI? O HATIRA DEFTERLERİ DE NE GÜZELDİ DEĞİL Mİ? TÜM GÜZELLİKLERİ PAYLAŞMAK UMUDUYLA...

Cengiz KANAT İzmir Balçova Salih Dede Lisesi Müdürü 

1972 Karşıyaka Lisesi 6 Eebiyat Mezunu – 12.08.2008

---------

 

 

Yer Karşıyaka... Yıl 930'lar Turan'daki akaryakıt dolum tesisi... Akaryakıt dediğime bakmayın. Sadece benzin ve gazyağı var piyasada. Benzini İzmir'de az sayıda bulunan otomobiller, gazyağı ise aydınlanmak amacıyla, idare lambalarında kullanılıyor. Gazyağı benzin tüketimini katlıyor. Turan o dönemler akaryakıtın Ege Bölgesi'ne dağıtıldığı merkez. Akdeniz de içinde. Araçlar sıraya girmiş. En önde kamyonlar, ardında ise dönemin tek tekerlekli at arabaları. EN sonda ise eşekler. HERKES HATTINI VE HADDİNİ BİLİYOR...

Tufan ATAKİŞİ

 

 

Tufan Atakişi çok değerli bu resmi bizimle paylaştığın için teşekkürler, çocukluğumuzda otobüs ve dolmuşlar turan'ın içinden geçerdi, otobüslerin son durağı alsancak idi,insanlar vapuru kullansın diye, konak'a otobüs yoktu, yıllar sonra çok bilmiş belediye başkanlarımız bu nostaljiyide yok ettiler turandan geçerken mobil'in ve shell'in tanklarına hep hayretle bakardık, ne kadar büyük diye,gemiler iskelere yanaşıp,petrolu boşaltırdı, yıllarca turan restore edimeyi bekledi durdu, bir sürü proje ama sonuç yok, şimdide bayraklı sınırları içine alındı, bakalım ne olacak,hep birlikte göreceğiz,

Erkan Atik 

  

Arkadaşlar Amerika'da yaşayan ve halen çalışmakta olan sıkı Karşıyaka'lı ağabeyimiz plastik cerrah Kemal Kamil (takma adı) gerçek adı Melih Eroğul'un zaman zaman benim siteme gönderdiği "Anıları" bana çok keyif veriyor.... Belki size de nostalji yaşatır diye...paylaşmak istedim....

Erdal ÖNAL - 07.07.2008 

 

1942 doğumluların Karşıyaka anıları,yaşadıkları mahalleye göre değişir. 1669 sokak Alaybey'de eski Şan sinemasına bitişik, tren yoluna dogru giden toprak bir yoldu. Sonra Arnavut kaldırımı,daha sonra beton oldu. İçi kağıt veya bez doldurulmus topla futbol oynardık. Pahalı olduğu için,meşin topumuz yoktu. Yeni bir film gören arkadaş,görmeyenlere filmi anlatırdı. "Sahne açılıyor,oğlan beyaz ata binmiş...." Bir ara kan kardeşi olmaya meraklıydık. Parmaktan kan çıkarılır, kan damlaları birbirine değdirilince,kan kardeşi olurdunuz. Küsmek,size çok içerleyen bir arkadaşınızın ipleri koparmasıydı. Orta parmak işaret parmağının üstüne konur. Darılmak isteyen,"Boz" diye elini uzatır. Parmakları acarsaniz,küslük başlar. "Kuşumama sak sak, İstiyor barışmak, Mendili ipek, Kendisi köpek." Teranesi psikolojik savaş silahlarındandı. Küsler,biribirinin adını söylemez, çok mecbur kalınca,Kuşumama diye hitap edebilirdi. Aileden birileri hastalanınca,sıklıkla sebebi bilinmeyen durumlarda,kurşun döktürülür. Bu işi yapan mahallece bilinir. Erimiş kurşun "cas" diye bakır kaptaki suya dökülür. Kurşunun şekline bakarak falcı vaziyeti idare ederdi. İlaç fabrikalarımız henüz yoktu. Eğer ateşli ve öksürüyorsanız,kupa çekilir. Birçok evde,ecza dolabında kupalar vardı. Mavi ispirtoyla yanan bir pamuk,kupanın içindeki havayı alır. Kupa hastanın göğüs kafesine basılınca,negatif basınç sebebiyle deri kupanın içine doğru emilir. Kupayı çıkartırken kendine has bir ses çıkardı. Sonra tentürdiyot kafes kafes sürülür,sıcak bir yünlü bez ağrıyan yere konurdu. Zaman zaman deniz suyunun kirliliği ikazına aldırmaz,yüzerdik. Bir defa konjonktivit oldum. Rahmetli babaannem okudu,üfledi,hafiften de tukurdu yüzüme. Zehirlenme,eşek arısı sokmaları hallerinde, tedavi sarmısaklı yoğurttu. Güneş yanıklarında da normal yoğurt sürülmeden uyumak zordu. Erkek ve kız çocukları ayrı oynardı. Beraber oynanan oyunlar,dokuztaş,körebe,ip atlama saklambaç,muku,istop... Erkekler de kendi akranlarıyla oynar ve konuşurdu. Baharda,kuşçuların sattığı kuşu 25 kuruşa alıp Azat,buzat,sen beni ahrette gözet diye uçururdunuz. Hidrellezde, taşlarla sihirli evler yapılır,dilek tutulur,kırlara, Yamanlara, Şemikler tarafına doğru piknik yapılırdı. Eyyamı buhur'da ,en uzun günde güneşe çıkanın arap olacağı söylenirdi. Denize girmek için,karpuz kabuğunun denizde görülmesi salık verilirdi. Musevilerden gelen,balıkla süt yemenin zehirli olacağı ananesi vardı. Paskalya zamanı renkli yumurta tokuşturulurdu. Galip bedava haşlanmış yumurta alırdı. Kolonya ikramı,henüz sabunun bilinmediği Roma zamanından kalan bir Ege adetiydi. Güneş batmadan evde olma mecburiyetimiz vardı. Misafirlere ayva,vişne reçeli ikram edilir. Kahve,çay,şerbet,gazoz içilirdi. Validem,erkek çocuk bos oturmaz hayatı öğrenmeli diye beni yazları çalışmaya gönderirdi. Elektrikçi,marangoz,mobilyacı,ressam atölyesinde çırak olarak kazandığım parayı anneme verirdim. Erkek çocuk olmanın gururunu duyarak!. İstiklal savaşı günlerinde Karşıyaka küçük bir kasabadır. Nüfusunun çoğunluğu Ermeni,Rum ve Levantenlerdir. Civar köyler Türk’tür. Karşıyaka’da geniş bahçeli evler,sahilde yabancılar ve konsoluslarin yazlıkları vardır. Belli başlı bütün büyük binalar azınlıklara aittir. Benim aklımda kalanlar arasında,Karşıyaka Lisesi Turkbirligi,Cumhuriyet,Ankara Ilkokulu,en azindan çeşitli Hıristiyan mezheplerine ait dört beş kilise,Havra bir zamanlar Karşıyaka’nın ilk özel kolej binası, halk evini sayabiliriz. Verimli topraklarda,çiçek,meyve ve sebze bahçeleri içindeki malikanelerde azınlıklar zengin ve rahat yasarlar. Fakir Türk halkı kerpiç evlerde,varoşlarda yerleşmiştir. Deniz cam gibi temiz,korfez sulari doğanın bütün nimetleriyle doludur. Sahil yolunda tramvay işler,İstasyona uzanan ana yolu gaz lambaları aydınlatırdı. Vapur iskelesine paralel birkaç iskele,balıkçı kayıklarının demirlediği koy,küçük,önünde bayrak dalgalanan bir polis karakolcuğu vardı. Iskelenin hemen yanindaki artezyenden su icilirdi. Burada balikcilar cipura,kefal,mevsime gore tranca,sardalya satardi. Gediz deltasindan avcilarin getirdigi ordekler,dukkanlarin onunde ayaklarindan asılı müşteri beklerdi. Kutuphane yoktu. Karakulak,dar kucuk bir dukkanda,geceligi bes kurusa roman kiralardi. Ses sinemasinda,Misir'da cevrilmis filmler oynardi. Motorlu arac yoktu.Hava temizdi. Rodos,Girit,Makedonya gocmenleri,ulkeden kacan azinliklarin evlerine yerlestirilmis. Belli başlı yapilar,egitime,yetimhaneye ayrilmisti. Zengin degildik ama temiz,serefli,umitli,yeni nesiller pesindeydik. Turkbirliginde her sabah yasami solerdim. Butun okul,hep bir agizdan tekrarlardi. Turk'um! Dogruyum,caliskanim, Yasam, Kucuklerimi sevmek,buyuklerimi saymak, Yurdumu,ulusumu ozumden cok sevmektir. Varligim Turk varligina armagan olsun! Oya Tarim, Ayse Fusun Saf, Akim Akefe, Vecehat Dalaman, Ilker Yurttas, Ilker Gurtas, Mehmet Gulen Ogan, Hasan Kalaycioglu, Ozer Yapan, Alev, Nevin Akkaya, Atilla Baykalmis, Nuran Amas, Melih Erogul, Umit Cokaglar, Ocal Bengisu, Alev Batu, Erdal, Alev, Kenan Tapman, Cicek Sertel, 1949 senesinde Turkbirligi ilkokulunda Halide Gurtin hanimin birinci sinif ogrencileriydik.

------o------

 

Turkbirligi Ilkokulu,Zubeyde hanimin kabrine bitisiktir. Duvardan bakinca,kabir tasinin arkasini gorurdunuz. Okulun kuzey dogusunda ise park vardir... Birinci sinif Turkce okumayi ogretir. Mujde Alfabe bitti,son sayfadir. Kursun kalemler,grafitin yumusakligina gore numaraliydi. Castel marka,yeil boyali bazen dibinde silgi olan en kalite kalemdi. Murekkep daha cok ev odevlerinde kullanilirdi. Murekkep kalemdeki yuvaya sokularak takilan , degisen kalinlikta,metalden yapilmis beyaz veya sarimtrak renkteki onemli parcaya Uç denirdi. Murekkep kalem gibi ithal maliydi. Pelikan veya Quick marka,mavi,yesil,kirmizi renkte olurdu. Siyah yazilar icin Cini murekkebi alinirdi. Okula murekkep sisesi getirmek yasakti. Cunki devrilince elbise,sira,masa da boyanirdi. O sebepten Hokkaya koyulup getirilirdi. Hokka cam veya bakalitten yapilir. Dibi sise gibi kapali,agiz kismi huni gibi iceriye donuk oldugundan ,devrilse de murekkep dokulmezdi. Her sirada hokkanin icine konulmasi icin yapilmis iki delik bulunurdu. Murekkep kalemle yazarken,uca fazla murekkep alinmaz ve uc fazla bastirilmaz. Cunki murekkep kagida dagilir,yeni bastan yazmak gerekirdi. Onceleri defter ve kagit disardan gelirdi. Sonradan ikinci hamur,ucuz kagitlar cikti. Bunlarda yazmak ayri huner isterdi. Genis puntolarla yazmak icin ya ozel uc alirsiniz veya,bir tahta parcasini yontup imal ederdiniz. Dolma kalemler pahalliydi. Nadiren buyukler,bir gosterge gibi ceketlerine takardi. Derken tukenmez kalemler cikti. Bunlar Fransa'dan ithal edilirdi. Baslangicta duzgun yazar bazen murekkep akitirdi. Boya kalemleri de ithaldi. Sulu boya pahalliydi. Halide hanim beni Ses sinemasinin yan sokagindaki nalbura gonderdi. Toz boya,tutkal,beyaz boya diye kursun oksit aldim Ogretmenimiz bunlardan cesitli renklerde sulu boya yapti. Fakir zengin hepimiz bu boyalari kullanip,bahar cicekleri acmis bir dalin resmini yapmistik. Ilk katta,siniflara acilan tahta kapli buyuk bir salon vardi. Buradaki piyanoda,Halide hanim muzik yapar,biz sarki soylerdik. Agabeyim,ablam ve ben bes sene arayla bu kabiliyetli ince hanim efendinin ogrencisi olduk. Hala sevgi ve saygiyla hatirlariz. Allah rahmet eylesin.

----------0-----------

 

Avni Yelkenbiçer ile Söyleşi Tufan Atakişi 

Çocukluk yıllarımda Alaybey bize çok uzaktı. Kesinlikle yanımızda bir büyümüz olmadan Alaybey'e gidemezdik. O yüzden o tarafları bilmem. Ama hep merak etmiş, büyüklerimin konuşmalarında Alaybey lafı geçtiğinde de kulak kesilmişimdir. Geçtiğimiz günlerde sevgili Tayfun Yelkenbiçer, bir toplantıda babasının yani Avni Yelkenbiçer'in Alaybey de doğduğunu söyleyince soluğu Avni amcanın yanında aldım. Çocukluğumda merak ettiğim konuların başında Naldöken'deki upuzun bacasıyla dikkatimi çeken, sonradan prina fabrikası olduğunu öğrendiğim yeri sorarak başlamak istedim.

Tufan Atakişi : Avni amca. Bu pirina fabrikası çok ilgimi çekmişti çocukluğumda. Biraz anlatır mısınız?

Avni Yelkenbiçer: Dur bakalım Tufan, konuşmaya hemen fabrikayla başlamayalım. Okurlarımıza önce kendimi tanıtayım. Annemin ve babamın aileleri, 1895 yılında çıkan olaylarda canlarını kurtarmak için bütün varlıklarını Girit'te bırakarak, kaçıp Karşıyaka'ya yerleşmişler. 10 yıl sonra dedem Mehmet ve amcam Nusret Tabak Çanakkale savaşına katılmış ve şehit olmuş. Ailemiz fertleri Karşıyaka'da Yelken ve cankurtaranlık işleriyle uğraşmışlar ve Girit'teki Tababaki lakaplarını, Soyadı Kanunu çıkınca nüfus dairesindekilerin de önerisiyle Yelkenbiçer soyadını almışlar. Daha sonra babam İbrahim ile annem İnayet Karşıyaka'da evlenmiş ve ben 1926 yılında Tramvay caddesinde doğmuşum. Tramvay Caddesinde tek ve iki katlı evler vardı. Son ev de eczacı Esat beyin evi idi. Herkes birbirini tanırdı. Komşuluk ilişkileri muhteşemdi. Genelde Rumların oturduğu bu evlerin önünde, bahçeler ve bahçelerin bitimin de deniz banyoları ve soyunma odaları vardı. Rumlar gelir soyunur denize girer, çıkar giyinir ve evlerine giderlerdi. Deniz taşlık ve dikenli idi. Belki de o yüzden bu iskeleler, deniz banyoları yapılmıştı. Alaybey sahili o zamanlar şimdiki mektep durağının hemen ilerisindeki parkın orada biterdi. Genelde herkesin sandalı vardı. Babamın da 20 tane kadar sandalı vardı ve onları kiraya verirdi. O zamanlar akşamüstleri sandallarla Alaybey'den çıkılır, şimdiki nikah sarayının olduğu yere kadar gidilir ve dönülürdü. Babam bu gezintiye katılmak isteyenlere sandal kiralardı. Çok istek olurdu sandal yetiştiremezdik. O zaman sandal kirayanlar da, sandal kürekçileri çok para kazandılar. Alaybey sahilinin sonunda büyük bir bina vardı ve terkedilmişti. Yanlış hatırlamıyorsam eski bir bira fabrikası idi. Karşıyakalı yelkenci gençler orayı derleyip toparladılar. Uzun süre kulübün kayıkhanesi olarak kullandılar. Daha sonra da bu günkü yerine taşındı kayıkhane. Alaybey'de oturanlar hep denizle iç içe oldular. Gelelim senin merak ettiğin pirina fabrikasına. Ege'nin zeytini meşhurdur. Zeytinler yağhanelerde sıkıldıktan sonra çekirdekleri de en az zeytin kadar kıymetlidir. Bu zeytin çekirdekleri fabrikada bir işlemden daha geçirilir ve sabunluk yağ çıkartılırdı. 1938 yılında yani 12 yaşındayken mahallenin çocuklarının fabrikaya gittiğini gördüm. Ben de peşlerine takıldım.Yapılacak iş basitti. Fabrikanın bahçesine serilen zeytin çekirdeklerini alt-üst edip iyice kurumalarını sağlamaktı. Sabahtan akşama kadar tırmıklarla ve ayaklarımızla çekirdekleri alt üst ediyorduk. Bu arada arkadaşlarla kaçma kovalama gibi oyunlar da oynuyorduk. Kızmıyorlardı. Senin gördüğün o uzun baca kazanın bacası idi. Baca ne zaman duman tütse mahallenin çocuklarını çağıracaklarını biliyorduk. Şu an pirina fabrikasının yerinde askeri tersane var.

Tufan Atakişi: Avni Amca! O zamanın Karşıyaka çarşısına gidelim mi? Avni Yelkenbiçer: Çarşının girişinden başlayalım. Şimdiki iskelenin yerinde tahta bir iskele vardı. O tahta iskeleye de büyük yelkenliler yanaşır adalardan kum, kereste getirirlerdi. Tahta iskelenin hemen dibinde tütüncü Hüsnü beyin gazinosu vardı. Ünlü sanatçılar gelirdi. Karşıyakalı tanınmış kişilerin gazinoda sürekli oturduğu masalar olurdu. Babamın da orada masası vardı. Sahne denize doğru olup yan tarafları perdelerle kapalıydı. Perde aralıklarından herkes sanatçıları seyrederdi. Hemen yanında kumsal bir kısım vardı ve sandallar oraya çekilirdi. Gençler oradan denize girerlerdi. İskeleden çarşıya girişte Zeki'nin fırını ve hemen yanında da Esat beyin eczanesi vardı. O zamanlar üç tane eczane vardı. Girişte Esat beyin eczanesi biraz ilerideki Mithat beyin eczanesi ise Tiyatro sokağının girişindeydi. Çaprazında Ferah eczanesi vardı. Şimdiki Akbank'ın olduğu yer Cafer ağanın kahvesiydi. Onun yanında Süleyman'ın pastanesi ve şişman Mehmet efendinin lokantası vardı O zamanlar Karşıyaka'nın tek lokantasıydı. Biraz daha yürüyünce Ses sinemasına gelinirdi. Daha sonra Kör Behiç yani Behiç ve Akın Tarhan'ların evinin olduğu sokak başlardı. İlkokulu bitirdikten sonra, 1938 yılında Karşıyaka Ortaokuluna başladım. Daha sonra Karşıyaka Lisesi'ni bitirdim. O zamanlar Karşıyaka Lisesinin Karşısındaki Hacı Selim sokağında oturuyorduk Karşıyaka Lisesinin yanındaki Kız Muallim Mektebine, kızlara voleybol çalıştırmaya gidiyordum. Hilmi Ziya Apak, sahildeki Karşıyaka Halkevi'ni kültür, sanat ve dayanışma merkezi haline getirdi. Kurslar düzenledi. Sergiler açıldı. Karşıyaka Halkevi o dönemlerdeki gibi bir daha hareketli olamadı. Hilmi Ziya Apak daha sonra da Karşıyaka Lisesi'nin müdürü oldu. Halkevinin altında sinema vardı ve orada gösteriler yapılır, tiyatro oyunları sergilenirdi. Ben de birçok tiyatro oyununda rol aldım.. Hatta o zamanların ünlü tiyatrocusu Avni Dilligil’den İstanbula transfer teklifleri bile geldi. Her hafta avcılar kolu sürek avı düzenlerdi. Topluca Büyük ve Küçük Yamanlar dağına domuz avına giderlerdi Melek sinemasının altındaki Karşıyaka Avcılar Kulübü buradaki avcıların önderliğinde kuruldu. . Kadınlar kolu vardı ve ihtiyacı olanlara yardım ederdi. Halkevinin bir bölümü 1940 lı yıllarda revir olarak kullanıldı. Halkevi üyeleri tarafından toplanan ilaçlar etraftaki köylere dağıtılırdı. Doktorlar fakir hastalara bedava bakar, ilaçları da kadınlar kolu tarafından karşılanırdı. Hilmi Ziya Apak, gerek Karşıyaka Halkevi’ne gerekse Karşıyaka Lisesi'ne büyük emekleri geçmiş mümtaz bir insandır...

( Avni Yelkenbiçer'i Rahnetle anıyoruz. 23.06.2008 )

 

BİZLERİ BUGÜNLERE GETİRENLER, 

Yetmişli yılların başları, biz Şemiklerde Nur'lar ise Bayraklıda oturuyorlar, sanıyorum lise 2 deyiz. Bizim tarlada işler ağır, ders çalışma şansım az bu yüzden Nur'lara ders çalışmaya gidiyoruz. Pervin teyze dersleri bizden iyi biliyor,çok prensipli ve düzenli, kanseri iradesiyle yenmiş, bize nefes aldırmıyor. Sanki sıkı bir çalışma kampındayız,ama tüm ihtiyaçlarımız karşılanmış, biz yine kaytarmaya çalışıyoruz. Hasan amca çok iyi bir soğuk demirci işini çok özenle yapıyor. O zamanlar varyanttaki reklam panoları bizim, Şemiklerin en yüksek binası olan 3 katlı evimizden ışıkları yanınca görünüyor. Panoların demir işlerini Hasan amca yapıyor, ama hiç parça kaynatmıyor (bu işin uzmanları bu terimi iyi bilir,yani çok dürüst bir usta). O sıralar Akdeniz oyunları var. Televizyon daha yaşamımıza girmemiş,ama Nurların evine girmiş. Hasan amca 5 katlı evlerinin çatısına 10 mt yüksekliğinde döner anten yapmış. Ben çeviriyorum Nur aşağıdan bağırıyor "biraz sağa çevir,görüntü çok karlı". Bu iki iyi insandan Pervin teyze bir yardım kuruluşunun gezisinde Uludağ yolunda kazada öldü yıllar önce. Hasan amca da annem gibi, bir süre hasta yattıktan sonra dün vefat etmiş. Geç haber aldığım için cenazeye katılamadım. Nur'u şu an benden iyi anlayan olmaz, insan kabullenemiyor ve gerçekten anlayamıyor belki acısı ilerde çıkacak bilemiyorum. Vefat duyurusunu okuyunca bunlar film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Hepsi tanışıyordu, üçüde nur içinde yatsınlar, belki yine beraberdirler...

ERKAN ATİK-21.05.2008 

---------------

Tufan ATAKİŞİ-12.05.2008 Karşıyaka Karşıyaka Dergisi-Sayı:12

Tilla'dan Tuvalete Tilla... 

Karşıyaka ile özdeşleşmiş bir restoran. Mutfağı, hizmeti, konumu. Belki bu gün pek moda olan "en iyi on mekan" kavramı içerisinde yer alacak bir yer. Karşıyaka iskelesinden indiğinizde hemen solda. Önünde iki taksi durağı ile hatırlayacaksınız. Üniversitede asistanlığımın ilk yıllarında hala Tilla vardı ve biz önünde sabahları servis bekliyorduk. Aslında Tilla bizim ailemiz açısından, belki de benim mevcudiyetim yönünden de ayrı bir öneme haiz. Annem Nermin hanım ile babam Mustafa bey orada nişanlanmışlar. Aslında 60'lı yılların başını hatırlamam. 65'li yıllar sonrası çocukluğumdan aklımda kalan en net hatırlar Karşıyaka iskelesinin sol tarafındaki çay bahçeleri. 70'li yıllar ilkokul, orta okul ve Atatürk Lisesi yıllarım ve Karşıyaka. Sizleri de o günlere taşımaya çalışayım anımsadığım kadarı ile. En önemlisi sokak aralarındaki arsalardaki oyunlarımız. Önceleri taş, paramız olduğunda yaptırdığımız demir kaleler ile futbol maçları. Sokaktan o kadar seyrek araba geçerdi ki taş kalemiz bozulmazdı. Alt tarafı çarşıya bir paralel 1712 sokakta otururduk. O yıllardaki Tekel deposunu hatırlayacaksınız. Vapurlar Konak'tan da Karşıyaka'dan da vapurlar hep 10 geçe ve 20 kala kalkardı. 1973 veya 74 de Altınyol açıldı. Sol tarafında deniz birikintileri, gölcükleri olurdu. Konak minibüsleri, Bostanlı ve Nergiz dolmuşları, Basmane ve Çankaya'dan geçip Konak'a giden "Steyşın Vagon" denilen 7 kişilik dolmuşlar çalışırdı. Bu dolmuşlarda önceleri pikaplar vardı. Sonra kartuşlu teypler takıldı. 1970'li yılların başında Şehit Fazıl bey sokağının karşısında "Karşıyakalı" çay bahçesi açıldı. Belki bir çok Karşıyakalı çift burada evlendi. Daha sonra Anıt'ın biraz ilerisine "Arif'in yeri" ve "Tayfun'nun yeri" ni hatırlayacaksınız. Çarşıda hatırladığım en meşhur pastane " Sami Bey" pastanesiydi. Pastanenin bitişiğinde "Baba Lokantası" vardı. Hatta evde küçükken yemeği beğenmediğimde, babam burası "Baba lokantası"mı diye takılırdı. Tam karşısında meşhur Celal'in meyhanesi vardı. Küçücük mezeler, kapısının sol tarafında midye satan amca. Bir çok Karşıyakalı ailenin babaları belki en önemli kararlarını burada aldılar. Malum o yıllarda okul ve kırtasiye ihityaçlarını düşününce akla ilk gelenler. Çığır Kırtasiye ve İhsan Amca idi. Bir de bisikletimiz vardı. Lastiği patlayınca bozulunca yada bakımı gerektiğinde bisikletçiye giderdik. Banka sokağında Karşıyaka'lı eski futbolcu "Şele Yılmaz" ın bisikletçi dükkanını herkes bilirdi. "Şele Yılmaz"'dan başka, Tiyatro Sokağının sonundaki Kadir Usta ile Cumhuriyet İlkokulu'nun karşısındaki Sedat Usta tanınan diğer bisiklet tamircileriydi. Tiyatro sokağında babamın arkadaşı İpragazcı Cezmi Şuvağ vardı. Spor-Toto bayiliği yapardı. Maçların oynandığı saatlerde önü ana-baba gününe dönerdi, sonuçları anında tele-fonla öğrenir, dükkânının önündeki panoya tebeşir ile yazılırdı. Karşıyaka o hafta Spor Toto'nun listesindeyse diğer takımlara kıyasla büyük harfle yazılırdı. Şimdiki Murat Kuyumcusunun olduğu yerde bir bakkal hatırlıyorum. Çarşıdaki meşhur mandıralar Sakıpağa, Ömerağa ve Banka Sokağındaki Menemen Mandırası. Bir de çarşının ortasında Karakulak vardı. Her şey satılırdı oralarda. Avlar pasajının bulunduğu yerde geniş bir avlu ve etrafında dükkânlar bulunurdu. Girişinin iki köşesinde iki manav vardı. İçeride bir berber, bir çay ocağı vardı. En köşede Abdullah Lokantası vardı. Babamla özel olarak elbasan tava yemeğe giderdik. Akşamları kapalıydı. Bu meydan dan daracık bir koridordan arka sokaktaki Zafer Sinemasına çıkılırdı. O daracık koridorda ise, camcı, bir de küçük mescid vardı. Bir de kokusunu hala hatırladığım tuvalet. Burada yazamadığım daha bir çok mekan var. Sinemalar, sarı araba, fotoğrafçılar. Hatta çarşının simgeleri Deli Hasan ve Gode Cengiz. Tilla'dan çıkıp bunları hatırladık. Bu günkü çarşıyı da belki yirmi sene sonra yazacağız. Ancak vapurdan iner inmez yada istasyon tarafından çarşının başına çıktığımda Tilla yerine Tuvaleti bulmak beni gerçekten rahatsız ediyor. Evet, tuvalet ihtiyacı geldi mi, gözünüz başka şey görmez, ancak bu yer mekân olarak Karşıyaka'ya yakışıyor mu? Bu kadar güzel ve imrenilen beldeye.

-------------------------------------------

10.05.2008 tarihinde Cengiz Kanat yazmış: 

ÖNCELİKLE ARAMIZDAN EN DELİKANLI GÜNLERİNDE ÜZÜCÜ BİR TRAFİK KAZASINDA YİTİRDİĞİMİZ VE 5. EDEBİYAT SINIFINDA BİRLİKTE OLDUĞUMUZ, ELE AVUCA SIĞMAYAN, DELİ FİŞEK - SİGARA İÇEN ÖĞRENCİ ARKADAŞLARIMIZI TUVALETTE AZARLAYAN- TARİHÇİ MEHMET TOPRAK'LA (Kendisini de saygıyla anıyorum.)YILDIZI BİR TÜRLÜ BARIŞMAYAN BAHA AKALINLI'YI SAYGIYLA, ÖZLEMLE VE RAHMETLE ANIYORUM. SANIRIM O YILLARDAYDI. BOSTANLIDAN BİR ARKADAŞIMIZI DA -SEMAVİ OLABİLİR ADI- BİR DENİZ KAZASINDA YİTİRMİŞTİK... ŞENER ERBÜTÜN VE SAİT GÜRSOY-YİNE SOL AYAĞI ÇOK İYİ OLAN FUTBOLCU KARDEŞİMİZ UĞUR'LARIN SAMİMİ ARKADAŞIYDI....(Aksoy Mahallesinde otururlardı.) DÜŞÜNÜYORUM DA KAŞIYAKA ERKEK LİSESİ O YILLARDA HER AÇIDAN BİR MERKEZDİ. SELAMİ ADAMOĞLU DA SANIRIM DESTEKLER.. BU ARKADAŞLARIMIZ İÇİN-BAHA-... OKUL YÖNETİMİNDEN RİCA ETSEK BİR KÖŞE OLUŞTURULABİLİR HERHALDE. KARLİSE İLGİLİ YOK ŞU YILLAR YOK BU YILLAR DEMEYELİM... BEN 1972-1973 MEZUNUYUM.... ANCAK 1955-56 MEZUNLARININ 50. MEZUNİYET YILINDAKİ BULUŞMALARINA TANIK OLDUM... ATİLLA KARAOSMANOĞLU VE HALİT KIVANÇ'IN ŞU ANDA KARŞIYAKA LİSESİNE AİT OLMAYAN BİNADAKİ SINIFLARINDAKİ SOHBETLERİNDE NASIL DUYGULANDIĞIMI, GÖZYAŞLARIMI NAIL TUTAMADIĞIMI BEN BİLİRİM. HİÇ BİRİNİ TANIMIYORDUM. AMA ONLARLA BENİM ARAMDA BİR RUH BİRLİĞİ VARDI. K.S.KULÜBÜNÜN KURLUŞUNDA DA BÖYLE BİR RUH BİRLİĞİ OLDUĞUNU BİLİYORUM. Bİ MEZUN OLALI 35 YIL OLDU. KEŞKE 50. MEZUNİYET YILIMIZI KUTLAYABİLSEK..... GÜZEL ŞEYLER OLUYOR...

--------------------------------------------------

 

SEVGİLİ ERKAN-NESRİN ATİK ARKADAŞLARIMIZIN BİRİCİK ANNELERİ MERHUME ULVİYE ATİK KEMALPAŞA YUKARI KIZILCA KÖYÜ KABRİSTANINDA BUGÜN YAPILAN HAZİN BİR TÖRENLE TOPRAĞA VERİLDİ. MERHUMEYE TANRIDAN RAHMET DİLİYORUZ. 05.05.2008

 -----------------------------------------------------

Hergele Meydanı  

 

Neden delikanlıların yüreği titrer? Karşıyaka daha o yıllar bugünkü gibi yoğun göç almış bir yerleşim yeri değildi. Cadde ve sokakları, özellikle mayıs ayı içersinde gül, hanımeli, yasemen, ful, akasya kokardı. Yani imar rantlarına kârları için sarılmışlarla, rantlara gözü kapalı imza atan, adına "siyasetçi" denilenlerin böyle köpürmüş, harala gürele görüntüleri yoktu. Seyyar satıcılar, Karşıyaka'nın Kemalpaşa caddesinde yere serdikleri sergilerinde öyle ulu orta kadın iç çamaşırı, sutyen satmazlardı. Madamlar, kız bisikletleriyle (orta gidonu olmayan) sabah erkenden çarşıya kasap, manav alışverişlerine giderlerdi. Arkadaşım Ömer ile Batı Koleji'nin sokağında, marangozdan aldığımız çıtalara bakkaldan aldığımız boş şeker çuvallarını gererek ve iki kat yağlıboya çekerek yaptığımız bezden botla güzelim mavilikteki denize açılır, Nikâh Sarayını ya bu botla ya da yüzerek geçer, Girne'nın ağzındaki Dokuz Kayalar'a değin yüzer, denizin ve sahil çocuğu olmanın keyfini çıkartırdık. Erkek Liseli olduğumuz için oturduğumuz Aksoy'dan tabana kuvvet Alaybey'e okula giderken önünden geçtiğimiz Kız Lisesi yüreğimizi titretir ama Numune'nin kızlarından hiç yüz bulamaz idik. Efendiydik, saygılıydık, hatırnazdık, kavga gürültü bilmezdik. En fazlasından Karşıyaka Futbol Takımımızın Alsancak maç galibiyetlerinden yengiyle dönüşlerimizde Körfez Vapuru'nda Kaf Kaf çeker, İskelenin önünde kimseyi rahatsız etmeden topluca kutlama yapardık. Hergele Meydanımız, Karşıyakalı delikanlıların masumiyeti idi. Orada buluşur, metal borulara yaslanır, çoğunluk arkadaşlarımızı görür, eh azıcık da kızlarımıza göz ucuyla bakardık. İşte o yüzden Hergele Meydanının masumiyetini künyesine kazımışların bu fotoğraf karşısında doğallıkla yüreklerinin titreyeceğini düşündüm, hâlâ daha öyle düşünüyorum... O masumiyet köşemizde Kaf kaflı kızlar hiç durmazlardı ki...

Lütfü Dağtaş 27.04.2008 

 

Arkadaşlar....Dağdaş yerden göğe kadar haklı....Çünkü adını onaylamasam da O meydan var ya... orada kızlar olmazdı..O zamanlar...Yapı Kredi Bankasının üstünde leylek uçardı...altında da 50-60 m2 boş bir alan vardı (fotoğrafı ekte) gençlerin toplanma yeri orası idi..(sitemde de uzun uzun anlatmıştım) Orası çok özeldi...16.10'da kız kolejleri dağıldı mı? tüm kızlar yollarını mutlaka oradan geçirirdi... 17.10 vapuru ile gelen Amerikan ve Türk kolejinin kızları da mutlaka oradan geçmek zorunda idi... İşte O meydan var ya...O meydan...1960-1964 yıllarında bizim grubun malı idi... Çanga kızacak bana ama...kızsın varsın...Çanga O meydanın müşterilerinden değildi...( Sanıyorum O biraz hanım evladı idi..) Yüzlerce yuva kuruldu...O meydandaki bakışmalardan...Çamlık'taki buluşmalardan.... Gökçen...hanım gibi ileri geri konuşamam.. ben... Kolejler hakkında...çünkü eşim Numune'den.... O meydan var ya O meydan...orada imbat duasına çıkılırdı....bazı günler Çarşıdan sahile çıktın mı? öyle bir rüzğar eserdi ki...kızların etekleri başlarına geçerdi...".İşte O an" dünyalara değerdi... bazı kızlar bunu bildikleri halde...eteklerini 30 saniye geç tutardı....(veya bize öyle gelirdi...hep onları beklerdik) İşte...tam O anda..Tilla'nın önündeki....boyacılar...boyayı bırakır ...fırçalarını boya kasasına vurarak "tıkarakkk....tıkarakkkk..tıkarakkkk" temposu tutarlardı..... Sevgili Gökçen..Senin Deli Cengizin...bizim Gode g....çekeceğiz" derdik....Cengiz takılırdı.... kızların peşine....Ama Cengiz.. kızlara sadece 2 metre kala geri dönerdi....hep... Biz 4 yıl bekledik Cengiz'den kızların eteğini kaldırmasını....(Acaba deli olan Kim????) Dağdaş...bütün kalbimle...yanındayım....ORADA KIZLARIN NE İŞİ VAR.... bu lafı son zamanlarda çok eleştiriyorlar....ama ben çok seviyorum... GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ...HAYALİ.....CİHAN DEĞER....

(Sevgili Erkan... benim bildiğim bu....)

ERDAL ÖNAL- 27.04.2008 

 

-------------------------------------------------------------------------

 

Amerika'daki plastik cerrah Karşıyakalı ağabeyimiz...Kemal Kamil...aylar sonra yeniden.. bir yazı ile çıktı ortaya : 

 

Henüz her eve elektrik gelmemişti. Karanlıkta evlerde gaz lambası yakılırdı. Bakkaldan veya arabasındaki bidondan litreyle gaz alırdınız. Biz bakkal Hafiz'ın, Kemal Pasa caddesinin çifte fırınlara giden tarafındaki dükkanından alışveriş yapardık. Kalıpla alınan yeşil veya beyaz sabun,peynir,tahin helvası bazen gaz kokardı. Aleminyum ölçüyü ya gaz bidonuna daldırır veya çesmesini açıp şiseyi doldururdu. Gaz lambasinin altında camdan yapılmış kısmına bir kapağı acarak gaz konulur. Teneke bir kasnak ışığı yansıtan daire seklinde bir aynayı ve icabında duvara asmak, tutmak için sapı taşır. Fitil lambanın büyüklüğüne ve ışık gücüne göre eni değişen pamuktan yapılmış yassı bir dokumadır. Bir ucu gazi emer,diğer ucu kibritle veya çakmakla yakılır. Yine camdan yapılı, önce genişleyen sonra daralıp incelen, şise denilen kısım fitillikteki yerine oturtulur. Fitil ayarı, ışığı azaltır arttırır. Çok çıkmışsa, isli yanar ve cami sarımsı bir isle kirletir,veya camı çatlatırdı. Hergün temizlenip parlak ışık vermesi sağlanırdı. Söndürmek için önce fitil kısaltılır sonra üstünden üflenir. Bu taktik fitilden gelen yanık gaz kokusunu azaltır. Seyyar satıcılar gemici feneri veya karpit lambası yakardı. Çerez satan seyyar satıcılar, manavlar akşamları etrafı bu lambalarla aydınlatırdı. Iskeleden istasyona uzanan yol boyunca hava gazı lambaları vardı. Bunlari yakan söndüren bir görevli olurdu. İlk elektrik ampulleri elipsoid uzun şekilliydi. Sarımsı baygın bir ışığı vardı. Belli saatte elektrik verilir, kesilirdi. Ankara ve Istanbul radyolarindan sonra Izmir radyosu faaliyete gectiginde, devamlı elektrik almaya başladık. Bizim radyolar yayina gec baslardi. Erkenden görev için kalkan babam,ona kahvaltı hazırlayan annem,daha cok gaydalı Balkan muziği dinlerdi. Henüz Zeki Muren kadınları kızları güzel sesi ve usulüyle radyoya bağlamamıştı. Istasyon gazinosu aksam bes sularinda gramofondan Suzan Yakar Rutkay'in Maphusane çesmesi,yandan akıyor yandan, şarkısını defalarca çalardı. Gazel daha cok postahanenin karşısındaki meyhanelerde çalınırdı. Onların da üçbeş plaklık kolleksiyonu vardı. Bu plaklarda müzik az duyulur,gazelhanın sesi ve sözleri ön planda olurdu. Şimdi, Oynama şıkıdım şıkıdım devrindeyiz. Onların dediklerine aldırmayın. "Az zamanda cok ve buyuk isler basardik..."

---------------------------------------------------

 OKULUN KAPALI KALAN ESKİ KAPISI ÜZERİNE: 

Bu kapinin bizim dönemde anilari çoktur. Sene 1968 veya 1969, o zamanlar Milli Egitim bakanligi esasen ögretmenlerle ilgili bir reform çikarmak istemisti ve ögretmenlerin yasamini zora sokan bir takim yeni kurallar getirmisti. Tüm liseler greve gitmisken, bizim lise ögretmenlerinde tik yok... öyle olur mu ? Biz de bu sefer, talebeler olarak greve gitme karari aldik...karar aldik derken, daha önce de sözünü ettigim ve içinde benim de bulundugum 6 faniler elebasi rolü oynayarak resimdeki kapiyi kapattik ve önüne dikildik, gir içeri girebilirsen. Sloganimiz da "biz korkak ögretmen istemiyoruz, siz de reaksiyon gösterin !!!" idi. Tüm ögrencileri Karsiyaka vapur iskelesi önüne giderek orada toplanmaya çagirdik. Hepsi de tipis tipis gittiler valla...Ardindan, ver elini Karsiyaka Kiz lisesi. O zamanlar çamlik sokagiyla köse yapan bir binada idi. Lise Müdürü, yanlis hatirlamiyorsam, Recai Bey (yanlissa düzeltiniz) son derece babacan bir insandi, bizi makamina kabul etti. Kendisine neden hareket düzenledigimizi, neden Kiz lisesine gelmis oldugumuzu anlattik, bizi dikkatle dinledi. Kendisinden siniflari dolasip kiz arkadaslarimizi da bilinçlendirmek istedigimizi söyledigimizde, hiçbir direnç veya saskinlik ifadesinde bulunmad